Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/19418 E. 2017/316 K. 19.01.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/19418
KARAR NO : 2017/316
KARAR TARİHİ : 19.01.2017

MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : PAYDAŞLIĞIN VE ZİLYETLİĞİN TESPİTİ

Taraflar arasında görülen paydaşlığın ve zilyetliğin tespiti davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Davacı, paydaşı olduğu 7616 parsel sayılı taşınmazda payına karşılık giriş katta bulunan ve bodrum dahil iş yerini kiraya vermek suretiyle kullandığını, davalıların Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğü’nün 2013/2753 E sayılı dosyası ile dava dışı Sezai Kıtay aleyhine yaptıkları icra takibi ile kendisini zilyedi bulunduğu iş yerinden tahliye etmek istediklerini ileri sürerek çekişmeli iş yerine ilişkin paydaşlığının ve zilyetliğinin tespitini ve korunmasını istemiştir.
Davalı, davacının zilyetliğinin korunması yanında ayni hak iddiasında da bulunduğunu, öncelikle davanın görev yönünden ve ayrıca kesin hüküm nedeniyle reddini, aksi takdirde davacının kötü niyetli olarak icra takibini sonuçsuz bırakmak için çekişmeli dairede hak iddia ederek eldeki davayı açtığını, davacının çekişmeli iş yerinde iddia ettiği ayni hak ve zilyetliğin hukuki dayanağının bulunmadığını, davacının dayandığı kaydın yolsuz olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, zilyetliğin tespiti istemli davaların saldırıda bulunan üçüncü kişilere karşı açılabileceği, somut olayda paydaşlar arasında bir davanın mevcut olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ”Tespit Davası” başlıklı 106. maddesinin 1. fıkrasında; Tespit davası yoluyla mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir” hüküm altına alınmıştır.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4. maddesinde Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevi belirlenmiş ve aynı Kanunun 383. maddesinde de; Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemeleri ” olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.
./..

Öte yandan; aynı Kanunun 2. maddesinde de; ”Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. ” hüküm altına alınmıştır.
Somut olaya gelince, iddianın ileri sürülüş biçiminden, davanın paya dayalı tespit davası niteliğinde olduğu ve HMK’nın 2. maddesi kapsamında kaldığı, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu açıktır.
Hâl böyle olunca; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-c ve 115. maddeleri gereğince, görev dava şartlarından olup mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırması gerektiğinden, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilip yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre işin esasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.