Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/4673 E. 2014/21015 K. 11.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4673
KARAR NO : 2014/21015
KARAR TARİHİ : 11.12.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli
bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; Pazar yerinde yalnız bulunan mağdura yaklaşan ve annelerinin vefat ettiğini, bir miktar parasının bulunduğunu, bunu hayır için fakirlere dağıtacaklarını söyleyen ve tanıdığı fakir insanlar olup olmadığını soran, fikir ve eylem birliği içinde hareket eden sanıkların, mağdurdan “…köyümüzde aradığınız nitelikte insanlar var…” cevabını aldıklarında ona “…o zaman bu parayı sana verelim, bizimle gel…” deyip onu bir bina önüne götürmeleri sanık …’ın binaya girip bir süre sonra elinde para ile gelmesi ve mağdura “… Bu paranın içinde seninde paran olmalı ki devir yaptıralım sana verelim…” demesi üzerine mağdurdan 175 TL almaları, sanık …’ın “…duasını yaptırıp, devir suyu ile birlikte getireceğim…” diyerek onların yanından ayrılmasını müteakip, sanık …’in mağduru binadan uzaklaştırması ve sonrasında çalan telefonuna cevap verip ona “…duası okunmuş seni bina önünde bekliyor, git paranı al…” diyerek mağduru tekrar binaya göndermesi, böylece her iki saığın da aldıkları 175 TL ile ortadan kaybolmaları eylemlerinin TCK’nın 158/1-a maddesinde tanımlanan “nitelikli dolandırıcılık” suçunu oluşturduğunu takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamalarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 11.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.