YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/5889
KARAR NO : 2014/21426
KARAR TARİHİ : 17.12.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’nın sanık …’un lokantasını kullanarak ticaret yaptığı, sanıklardan …’nın şikayetçiden çay almak istediğini belirttiği, şikayetçinin … Gıda yetkilisinin çeki ciro etmesi halinde çayı satacağını söylediği, anlaştıktan sonra 33.000 TL’lik çayı … Gıda’nın önüne indirdiği, sanık …’nın bu çayı teslim alarak götürdüğü ve karşılığında sanık …’a banka şubesinden verilmiş olan 33.000TL bedelli ve 28/03/2009 keşide tarihli çeki, sanık …’un bilgisi dahilinde tanzim ettiği, çekteki lehdar ismini … San. Tic. olarak düzeltip, … Gıda kaşesi üzerine de imza atarak şikayetçiye gönderdiği, şikayetçinin çeki muhatap banka şubesine ibraz ettiğinde, çekin karşılığının bulunmadığına dair şerh vurulduğu, sanık … ile görüştüğünde sanığın şikayetçiye çekteki keşideci imzası ile … Gıda kaşesi üzerindeki imzanın kendisi tarafından atıldığını beyan ettiği, sanıkların bu eylemleriyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda;
1-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından, sanık … hakkında tehdit suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik katılanın temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanıkların savunması, katılan beyanı, bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına göre, atılı suçların sanıklar tarafından işlendiğine dair mahkumiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden bahisle verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılanın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık müdafiinin ve katılanın temyiz istemlerinin incelenmesinde;
5237 sayılı TCK’nın 158/1-f,son maddesi gereğince haksız menfaat miktarının 33.000TL, haksız menfaatin iki katının 66.000TL olması dikkate alınarak temel cezanın bu miktardan az olmayacak şekilde belirlenip sanığın 3.300 gün adli para cezasıyla cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 62.maddesi uygulandıktan sonra, 52. maddesi gereğince günlüğü 20,00TL’den hesap edilmek suretiyle netice olarak 55.000TL adli para cezasıyla cezalandırılması gerektiği, ancak bu sıra gözetilmeden eksik gün tayini ile ceza verildikten sonra, menfaatin iki katı olan miktar üzerinden mükerrer olarak TCK’nın 62.maddesi uygulanması suretiyle belirlenen netice cezanın aynı miktar olduğu ve sonuç cezanın değişmediği gözetilerek, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Katılanın Toykan Gıda’nın cirosunu kabul ederek malları verdiğini beyan etmesi karşısında, çekin önceden doğan borca karşılık alınmadığı anlaşılmakla, tebliğnamedeki eksik incelemeye dayalı bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin ve katılanın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak,
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin ve katılanın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. Maddesi gereğince BOZULMASINA, fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümlerin hüküm fıkrasından tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın “c” bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17.12.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.