YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/6166
KARAR NO : 2014/21760
KARAR TARİHİ : 22.12.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan yada şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesinde, Tacir;
“(1) Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır. “denilmektedir.
Ticaret şirketleri, aynı yasanın madde 124’de;
(1) Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.
(2) Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır.
Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 55. ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Madde 55 – Yönetim Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir.
Bu suçun oluşabilmesi için, Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir.
Sanığın ortağı ve yetkili temsilcisi olduğu şirket adına, katılan ile ticari ilişki sonucu 04.07.2007 tanzim tarihli, 22.09.2007 vadeli, 20.000 TL. bedelli senedi katılana verdiği, senedin vadesinde ödenmemesi üzerine, katılan vekili vasıtasıyla İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nden 09.01.2008 tarih, 2008/20 D.İş sayılı ihtiyati haciz kararı alıp, 11.01.2008 tarihinde İzmir 19. İcra Müdürlüğü’nün 2008/577 Esas numaralı dosyasıyla takibe geçtiği, İhtiyati haciz kararının icrası için sanığın yetkilisi olduğu şirkete hacze gidildiği sırada sanığın 2005 yılında İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nden 2005/37 E. 2005/148 Karar sayılı iflasın ertelenmesi kararı aldığı, daha sonra da 23.03.2007 tarihinde 2. kez şirketi adına iflasın ertelenmesi kararı aldığının ileri sürüldüğü, bunun üzerine
yapılan inceleme sonucunda, 19. İcra Müdür Yardımcısı tarafından 25.01.2008 tarihli kararla takibin durdurulmasına karar verildiği, sanığın hakkında iflas erteleme kararı bulunan şirket adına bu tarihten sonra senet ve çek keşide yetkisi bulunmamasına rağmen, 3. şahısların bu arada katılanın durumu bilmemesinden yararlanarak aldığı mal ve hizmet karşılığı senet düzenleyip verdikten sonra, senedi ödemeyip takip sırasında da iflasın ertelemesi kararını göstermek suretiyle takibin durmasına yol açarak haksız menfaat temin ettiği iddia edilen olayda; Sanığın senedi tanzim tarihinde borçlu şirketin yetkilisi olduğu, senedin de ciro yoluyla katılan …’ ya geçtiği, sanığın yetkilisi olduğu şirket hakkında verilen ve kesinleşmiş bir iflas kararının da bulunmaması nedeniyle sanık ile katılan arasındaki anlaşmazlığın hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğundan sanığın beraatına yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 22/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.