Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/15390 E. 2016/10360 K. 15.11.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15390
KARAR NO : 2016/10360
KARAR TARİHİ : 15.11.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptal ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 15.11.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat … ile temyiz edilenler vekili Avukat …geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi …’ın tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, ortak mirasbırakanları…’in maliki olduğu 3079 ada 9 parsel sayılı taşınmazını mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla dava dışı …’ı aracı kılmak suretiyle kızı olan …’un eşi …’a görünürde satış yoluyla devir ettiği, ilk temlik tarihinde murisin 86 yaşında olduğunu, murisin yaşının çok ilerlemiş ve sağlığının da bozuk olması nedeniyle öncelikle temlik tarihinde murisin ehliyetinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, ayrıca temlik tarihinden sonra da murisin çekişmeli taşınmazda ikamet etmesi nazara alındığında temlikin muvazaalı olduğunu ileri sürerek çekişme konusu 3079 ada 9 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile murisin mirasçıları adına tescilini istemişlerdir.
Davalı, çekişmeli taşınmazı satın aldıktan sonra aile büyüğü olması ve aynı evde yaşamaları nedeniyle muris adına tescil ettirdiğini, taşınmaz üzerine kendi imkanları ile bina inşa ettiğini, murisin taşınmazı satın alabilecek ekonomik gücü bulunmadığı gibi bina inşasına da katkı sunmadığını, bilahare dünürü olan…’tan ev inşası sırasında aldığı borca karşılık iade edilmek üzere çekişmeli taşınmazı devir ettirdiğini, borcu ödediğinde ise taşınmazın gerçek sahibine yani kendisine döndüğünü bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; muris…’in 05/04/2003 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı kızı … ile kendisinden önce ölen kızı…’in çocukları davacılar….ve …. Kiliş’i ve yine kendisinden önce ölen kızı…’nın çocukları davacılar …, … ve … ile dava dışı kızı …’u bıraktığı, murisin maliki olduğu 3079 ada 9 parsel sayılı taşınmazı 20/04/1998 tarihinde dava dışı…’a satış yoluyla temlik ettiği …’ın da anılan taşınmazı 25/04/2001 tarihinde mirasçı olmayan davalı …’a yine satış yoluyla temlik ettiği kayden sabittir.
Dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davada, tapu iptal ve tescil isteği yönünden ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayanıldığı, terekeye iade isteği ile eldeki davanın açıldığı, dava konusu taşınmazın kayıt maliki olan davalı …’un mirasçı olmayıp üçüncü kişi konumunda bulunduğu, terekenin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu açıktır.
Bilindiği üzere, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 701.-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, TMK’nin 701. maddesinde (… Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
TMK’nin 702/2. maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne varki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. (ll.l0.982 tarihli l982/3-2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). Nitekim bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Somut olayda, davanın mirasçı olmayan üçüncü kişiye karşı terekeye döndürme istemli olarak ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayanılarak açıldığı ve dava dışı mirasçıların bulunduğu gözetilmeksizin karar verildiği anlaşılmıştır.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.4.1990 günlü ve 1990/1–152, 1990/236 sayılı kararında vurgulandığı gibi, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur. Hukuki sebeplerden bir tanesinin diğer hukuki sebebin incelenmesine olanak verir niteliği bulunduğu sürece önem ve lüzum derecesine göre birden fazla hukuki sebep aynı davada inceleme ve araştırma konusu yapılabilir.
Ne var ki; dayanılan nedenlerden birinin ehliyetsizlik olması halinde kamu düzeniyle ilgili bulunması ve ehliyetsizliğin saptanması halinde öteki nedenlerin incelenme gereğinin ortadan kalkacağı hususları dikkate alındığında öncelikle bu neden üzerinde durulması gerektiği kuşkusuzdur.
Hâl böyle olunca, öncelikle mirasbırakan…’in ölüm tarihi itibariyle terekesinin elbirliği mülkiyetine tâbi olduğu ve davaya katılmayan mirasçısının bulunduğu gözetilerek, davaya katılmayan ortağın olurunun alınması yada miras şirketine TMK’nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi, daha sonra yukarıda açıklanan ilke uyarınca öncelikle ehliyetsizlik hukuksal nedeni üzerinde durularak mirasbırakanın temlik tarihinde ehliyetli olup olmadığının Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 4. İhtisas Dairesinden alınacak bilirkişi raporu ile açıklığa kavuşturulması, mirasbırakanın ehliyetsiz çıkması hâlinde buna göre değerlendirme yapılması murisin ehliyetli çıkması hâlinde muris muvazaası hukuksal nedeni üzerinde durularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
Davalı vekilinin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.