YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/9403
KARAR NO : 2016/10419
KARAR TARİHİ : 17.11.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ, YIKIM
Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı Hazine ve davalılardan … mirasçıları … ve… tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Davacı, Hazine adına kayıtlı 75 ada 120 parsel sayılı taşınmazın bir kısmını davalı …’nın limon bahçesi; bir kısmını da davalı …’nin ev ve limon bahçesi yapmak suretiyle işgal ettiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesine ve yıkıma karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, taşınmazı imar ve ihya ederek kullandıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalıların Hazine’ye ait taşınmazı kullanımlarının haklı ve geçerli bir nedene dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 9.993,00 m2 yüzölçümlü tarla vasfındaki 75 ada 120 parsel sayılı taşınmazın davacı Hazine adına kayıtlı bulunduğu, mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen 14.10.2008 tarihli fen bilirkişi raporunda davalı …’ın taşınmazın 5.713 m2’sini, davalı …’in ise 4280 m2’sini kullandıklarının tespit edildiği, mahkemece, davalıların herhangi bir üstün hakka dayanmaksızın davacı taşınmazına haksız olarak elattıkları gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği ancak, dosyada birbirinden farklı ıslak imzalı iki kararın bulunduğu, Uyap sistemindeki kararın ise bu iki karardan farklılık arzettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388.) maddesinde belirtilmiştir. HMK.297/c (HUMK 388/3) maddesinde, iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin gerekçeli kararda yazılması gerektiği belirtilmiştir.
Bunun yanında, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak gerekçeli kararın hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlerle ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetiminin yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur.
Ayrıca, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297.(Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
HMK.nun 297. (HUMK.nun 388.) maddesi kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerden olup yargılamanın her safhasında re’sen gözetilmesi gereken bir usul kuralıdır.
Hâl böyle olunca, mahkemece yukarıda değinilen ilkeler gözetilmeksizin birbirinden farklı üç kararla davanın kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı Hazine vekili ile davalı … mirasçıları … ve ….’nın bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı HMK’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazların incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.