YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10324
KARAR NO : 2011/12061
KARAR TARİHİ : 14.10.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 16.09.2010 gününde verilen dilekçe ile eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 04.04.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, reddi gereken eser sebebiyle davalı yükleniciye yapılan ödeme tutarı 2.850,00 TL’nin tahsili istemiyle açılmıştır.
Davalı, eserde ayıp bulunmadığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, sözleşme gereğince imal edilen camlarda dalgalanma ve lekeler mevcut olduğundan bu haliyle TSE standartlarını taşımadığından bahisle istek hüküm altına alınmıştır.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 19.05.2009 tarihli sözleşmeyle davalının yapımını üstlendiği balkon camının reddi gerekip gerekmeyeceği, dolayısıyla reddi gereken eserden ötürü yükleniciye yapılan ödemenin geri alınmasının talep edilip edilemeyeceği hususlarındadır.
Buradan öncelikle eserdeki ayıp kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Bir tanımlama yapmak gerekirse ayıp, sözleşmede üzerinde anlaşılan (yüklenicinin esere ilişkin olarak zikrettiği) niteliklerin veya dürüstlük kuralları gereğince bulunması gereken lüzumlu niteliklerin meydana getirilen eserde bulunmamasıdır. Başka bir ifadeyle, eserde sözleşme ve dürüstlük kurallarına göre olması gereken vasıfla fiilen mevcut olan arasındaki fark ayıptır. Açık ayıp, eserin iş sahibine teslimi anında kolaylıkla görülebilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıp, eserin tesliminden sonra ve kullanımı sırasında kendini gösteren ayıp türüdür.
Eserin ayıplı meydana getirilmesi halinde, iş sahibinin ne gibi hakları bulunduğu ise Borçlar Kanununun 360.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre yapılan şey iş sahibinin kullanamayacağı veya nısfet kaidesine göre kabule icbar edilemeyeceği derecede kusurlu veya sözleşme şartlarına aykırı ise iş sahibi o şeyi kabulden kaçınabilir. Bu durumda yapılan ödemenin de geri verilmesi istenebilir. Ancak işin kusurlu olması veya sözleşmeye aykırı bulunması yukarı derecede önemli değilse, iş sahibinin eseri iade hakkı yoktur. Bu durumda da bedelden indirim talep edilebilir veya eserdeki ayıbın giderilmesi büyük bir masrafı gerektirmiyorsa, yüklenici eseri onarıma mecbur tutulabilir.
Eserdeki ayıp ve ayıplı eser sebebiyle alacaklının haklarına ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya gelince;
Yerinde keşif yapılmış, biyolog olduğu anlaşılan bilirkişiden 10.12.2010 tarihli rapor alınmıştır. Raporda bilirkişi, keşif anı itibariyle ürünün ayıplı olup olmadığına kesin karar vermenin mümkün olmadığını, bunun ancak muayene-deney numuneleri alınarak ortaya konabileceğini bildirmiştir. Görülüyor ki, bilirkişi raporu eserin durumunu açıkça ortaya çıkaracak, başka bir deyişle uyuşmazlığın Borçlar Kanununun 360.maddesine göre değerlendirilmesine olanak sağlayacak nitelikte değildir. Esasen bu rapora davalı yüklenici de itiraz etmiştir.
Mahkemece yapılması gereken iş, konusunda uzman kişilerden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kuruluna yerinde keşif suretiyle inceleme yaptırılarak eserin ayıplı olup olmadığını, eser ayıplı ise ayıbın Borçlar Kanununun 360.maddesindeki hangi derecede olduğunu tespit etmek, tamirat yoluyla eserdeki ayıpların giderilip giderilemeyeceğini belirlemek ve istemi bütün bunların sonucuna göre hükme bağlamak olmalıdır.
Değinilen bütün bu yönler bir yana bırakılarak, eksik inceleme ve araştırma ve bilirkişinin yetersiz raporuyla talebin hükme bağlanması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 14.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi