YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9791
KARAR NO : 2011/12149
KARAR TARİHİ : 17.10.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.09.2009 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.04.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşme uyarınca ödenen 100,00 TL’nin faiziyle tahsili istemine ilişkindir.
Davalı, iradesinin davacı tarafından fesada uğratıldığını, sözleşmenin geçersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 10.04.2007 tarihli belgenin inanç sözleşmesi olduğu, satış bedeli konusunda davalı iradesinin hileli davranışla sakatlandığı gerekçesi ile dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere inanç sözleşmesi inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını inananın tespit ettiği amaca uydurma borcu yükler. Diğer bir deyişle inanılan kişi inanan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmaz mülkiyetini ona geçirmekle yükümlüdür. Bu borcun yerine getirilmemesi halinde dava yolu ile hükmen yerine getirilmesi mahkemeden istenebilir.
Hile ise bir kimseyi belirli bir kusuru yapmaya sevketmek, bu yönde bir irade açıklamasını sağlamak kastı ile o kimsede yanlış bir kanı uyandırmak ya da esasen var olan hatalı fikrinin devamını sağlamaktır. Hilenin sözleşmeyi sakatlayabilmesi için öncelikle bir aldatma olması gerekir. Hileden bahsedebilmek için diğer bir koşul da hileye başvuranın eylem ve sözlerinde karşı yanın aldatma kastının bulunmasıdır. Bunların dışında yapılan hukuki işlemin hile sonunda meydana gelmiş olması yani işlem ile hile arasında illiyet bağı bulunması gerekir. Hileye ilişkin bütün şartlar oluşsa dahi Borçlar Kanununun 31. maddesi hükmü gereğince hile iddiasında bulunan kişi hilenin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde sözleşmenin iptalini isteyebilir. Bu süreyi hiç bir işlem yapmaksızın geçirirse akte icazet etmiş sayılır ve aktin hükümleri geriye etkili olarak, yani aktin kuruluş tarihinden itibaren kendisi için de bağlayıcı olur.
Somut olayda; tarafların ve dava dışı … Yardımcı’nın imzaladığı 10.04.2007 tarihli sözleşmede taşınmazın 350.000 YTL ödenerek satın alındığı, bedelin 100.000 YTL’sinin davacı …, 125.000’er YTL’sinin davalı … ile dava dışı … Yardımcı tarafından ödendiği, taşınmazda 125/350 payın davalıya, 125/350 payın …’ye, 100/350 payın davacıya ait olduğu yazılıdır. Bu sözleşme mahkemenin kabulünde olduğu gibi bir inanç sözleşmesidir. Ne var ki davalı sözleşmenin iradesinin hile ile fesada uğratılması nedeni ile sözleşmenin geçersiz olduğunu savunmaktadır. Davalı adına taşınmaz 10.04.2007 tarihinde tescil edilmiş, davalı bu tarihten 3 ay sonra taşınmazın bedeli yönünden kandırıldığını iddia etmiş ancak öğrenme tarihinden itibaren bir yıl içinde iptal talebinde bulunmamıştır. Açıklanan nedenle davalının sözleşmenin geçersizliği yolundaki savunmasının dinlenme imkanı olmadığından mahkemece hile nedeni ile sözleşmenin geçersizliğine dayalı davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Diğer yandan taraflar arasındaki inanç sözleşmesi geçerli olmakla birlikte taşınmaz tapuda tarla niteliği ile 7.311,01 m2 yüzölçümü ile kayıtlı bulunduğundan, 3194 sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi ve 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda değişiklik yapılması hakkındaki Kanunlar gözetilerek taşınmazın paylı tescilinin mümkün olup olmadığının araştırılması gerekir.
Belirtilen nedenle taşınmazın paylı tescili olanağının bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucu doğrultusunda bir karar verilmesi gerekir. Hisseli tescilin mümkün olmaması halinde ise davacının ikinci kademedeki istemi değerlendirilmelidir.
Mahkemece açıklanan hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 17.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi