Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2013/4092 E. 2013/8066 K. 06.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/4092
KARAR NO : 2013/8066
KARAR TARİHİ : 06.05.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Davacı vekili, müvekkilinin alacağının tahsili amacıyla yapılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; yetki itirazında bulunmuş ve taraflar arasında vade farkı uygulaması bulunmadığını belirterek, davanın reddi ile %40’tan az olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre; her ne kadar sipariş formunda vade farkı uygulanacağı ibaresi varsa da, taraflar arasında bu konuda yapılmış bir sözleşme olmadığı, taraflar arasındaki cari hesap ilişkisi süresince de hiç vade farkı uygulanmadığı, bu nedenle sipariş formunda bulunan maktu yazı nedeniyle vade farkı istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 06.05.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

-KARŞI OY YAZISI-

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, vade farkı alacağına ilişkindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarih, 2001/1 E, 2003/1 K. sayılı kararına göre; “Taraflar arasında mevcut yazılı sözleşmede vade farkı ödeneceği hususu kararlaştırılmış ise, bu kayıt sözleşmenin bir unsuru olarak kabul edildiğinden gönderilen vade farkı faturası sadece bir ihbar vazifesi ifa ettiğinden vade farkı alacağının doğumu yönünden faturaya itiraz edilmemesi hukuksal bir sonuç doğurmaz ve bu gibi durumlarda vade farkı istenmesi mümkündür. Yine taraflar arasında sözleşme olmamasına rağmen vade farkının ödeneceğine dair ticari teamülün (mevcut uygulamanın) olması halinde vade farkı isteğine ilişkin faturanın karşı tarafa tebliği muhatabın TTK 23/2. maddesi uyarınca sekiz gün içinde bu faturaya itiraz etmemesi halinde vade farkı istenebilir. Bu konuda Yargıtay 11,13,15 ve 19. Hukuk Daireleri arasında içtihat aykırılığı da bulunmamaktadır.
Anılan Daireler arasındaki İçtihat aykırılığı, faturalara konulan vade farkına ilişkin açıklamaların, faturaya süresinde itiraz edilememesi halinde vade farkı istenebilmesine olanak verip vermeyeceği yönüne ilişkin olup, taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmalıklarda faturalara (bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK. 23/2. maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmez.”
Somut olayda, davacı tarafından düzenlenen sipariş formunun “Genel Satış Koşulları” başlıklı bölümünün ikinci maddesinde belirtilen vadede ödeme yapılmaması halinde %6 vade farkı uygulanacağı belirtilmiş ve sipariş formu davalı şirket tarafından hiçbir değişiklik yapılmadan onaylanmıştır. Böylece, taraflar arasında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca (vade farkını da içeren) sözleşme oluşmuştur.
O halde mahkemece, davacının vade farkı talep edebileceğinin kabulü ile vade farkından kaynaklanan alacağının anılan sözleşme hükümleri çerçevesinde tespiti ile varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi icabederken somut olayda uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp hükmün bu nedenle bozulması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamıyorum.