Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/9235 E. 2011/12403 K. 20.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9235
KARAR NO : 2011/12403
KARAR TARİHİ : 20.10.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.06.2010 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve su yolu irtifakı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 18.05.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanunun 744. maddesi uyarınca mecra irtifakı kurulması isteğine ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde; taşınmazlarının kadimden beri davalının maliki olduğu parselin kenarından geçen sulama kanalından sulandığını ancak davalının su kanalına müdahale ederek engel olduğunu, … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/111 D.iş sayılı dosyasında tespit yaptırarak davalının sulamaya engel olmaması için tedbir kararı alarak infaz ettirdiğini belirterek davalının kadim sulama kanalına vaki müdahalesinin men’ine, ayrıca 1430 ve 1436 sayılı parselleri yararına, davalının 1437 sayılı parseli üzerinden sulama suyu mecra hakkı kurulmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, söz konusu yerdeki su arkından davalının taşınmazını sulamasına engel olmadığını, kaldı ki paftada su arkının mevcut olup olmadığının belli olmadığını, mevcut değilse davacının men’i müdahale talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının 1436 sayılı parselinin komşuları olan taşınmazların maliklerinin taşınmazlarını 1439 sayılı parsel üzerinden ve güneyden geçen Sulama Birliğine ait olan sulama kanalından plastik sifon borularla bağlantı kurarak suladıklarını, talep edilen irtifak hakkının kurulması şartları bulunmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 744. maddesi uyarınca “Her taşınmaz maliki, uğrayacağı zararın tamamının önceden ödenmesi koşuluyla su yolu, kurutma kanalı, gaz ve benzerlerine ait boruların, elektrik hat ve kablolarının, başka yerden geçirilmesi olanaksız veya aşırı ölçüde masraflı olduğu takdirde, kendi arazisinin altından veya üstünden geçirilmesine katlanmakla yükümlüdür.”
Mecra irtifakı kurulması istemine ilişkin davalarda, irtifak hakkı taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından, leh ve aleyhine irtifak hakkı kurulması istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına mecra irtifakı kurulacak taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise, dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Mecra irtifakı kurulması isteğine ilişkin davalar, özünü komşuluk hukuku ilkelerinden alması nedeniyle yapılacak araştırma ve incelemede, öncelikle davacının mecra ihtiyacının bulunup bulunmadığı saptanmalıdır. İhtiyacın saptanması halinde de, çevre taşınmazların tamamının üzerinde irtifak hakkı kurmaya elverişli olup olmadığı incelenip, hukukun genel bir ilkesi olan “fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi” uyarınca taraf yararları da gözetilerek en az masrafı gerektiren ve bundan da en az zarar görecek kişi taşınmazı üzerinden mecra irtifakının bağlanacağı su, elektirik, gaz ve benzerine ait yol ya da kaynak ile yararına mecra hakkı kurulan taşınmaz arasında kesintisiz bağlantı sağlayacak şekilde kurulmalıdır. Ayrıca mecranın niteliği, nasıl ve hangi araçlarla geçirileceği ayrıca belirlenerek kararda gösterilmelidir.
İrtifak hakkının bedeli, taşınmazların niteliğine göre uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak saptanmalı ve bedel hükümden önce mahkeme veznesine depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Davanın niteliği gereği, yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Anılan maddenin son fıkrası uyarınca, istem halinde gideri davacı tarafından karşılandığında mecra hakkının tapu siciline kaydına da karar verilmelidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; dosya içerisindeki tapu kayıtlarına göre davacı, 9250 m2 yüzölçümlü tarla ve kargir ev vasıflı 1430 parsel sayılı taşınmazda kardeşi … ile birlikte 1/7 şer paylı maliktir. Davacı, 3300 m2 yüzölçümlü tarla vasıflı 1436 sayılı parselde ise dava dışı … ile 1/2 şer paylı maliktir.
Davacı taşınmazların başında yapılan keşifte, dava konusu taşınmazını eskiden de şu an mevcut olan kanaldan suladığını, davalının da aralarında bulunduğunu yedi kardeşin de buradan sulama yaptığını, taşınmazının suya ihtiyacı olduğunu, davalı kardeşi ile aralarında çıkan ihtilaf nedeniyle kanaldan sulama yapılmasına izin vermediğini, suyu borularla geçirmelerini istediğini, ancak kanaldan sulama yapmak istediklerini belirtmiştir.
Davalı ise, davacının kendi parselinden kanal açarak su geçirmesini kabul etmediğini ancak boru ile taşınmazının güneyinden su geçirmesine bir itirazı bulunmadığını, davalı vekili ise davacının taşınmazlarını sulama birliğine ait kanaldan gelen su ile suladığını, davalının bir müdahalesi bulunmadığını belirtmiştir.
Keşif zaptına göre dava konusu kanalın açık olduğu, kanalın davacının hissedar olarak kullandığı 1430 sayılı parsele kadar gittiği ancak 1436 sayılı parsele ulaşmadığının gözlemlendiği belirtildi.
Keşiften sonra düzenlenen teknik bilirkişi raporunda; davacının paylı malik olduğu 1430 parsel sayılı taşınmazındaki narenciye ağaçlarını çekişmeli kanaldan sulayabileceği, 1436 parsel sayılı taşınmazdaki kullandığı yeri de bu kanaldan ve ayrıca Kaymaz Mahallesinden geçen ana taşıyıcı kanaletten de sulayabileceği ifade edilmiştir. Ziraat mühendisi bilirkişi raporunda ise; davacının taşınmazlarının çekişmeli kanaldan cazibe ile veya çok az bir pompa gücü ile sulanabileceği, narenciye ağaçlarının sulamaya ihtiyacı bulunduğu, sulama yapılamadığı takdirde ağaçların zarar göreceği, ilerleyen zamanlarda da tamamen kuruyacağı belirtilmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere, mecra irtifakı kurulması isteğine ilişkin davalarda öncelikle davacının mecra ihtiyacının bulunup bulunmadığı saptanmalıdır. Davacının paylı maliki olduğu 1430 sayılı parselin narenciye bahçesi olması, diğer 1436 sayılı parselin de sera tarımı yapılan niteliği nedeniyle sulama ihtiyacı bulunduğu açıktır. Dosya içerisindeki ziraat bilirkişisi raporunda da davacının narenciye ağaçlarının sulamaya ihtiyacı bulunduğu, sulama yapılamadığı takdirde ağaçların zarar göreceği, ilerleyen zamanlarda da tamamen kuruyacağı açıkça belirtilmiştir. Bu itibarla davacının paylı malik olduğu taşınmazların sulama ihtiyacı bulunduğu anlaşıldığından Dairemizin sulama suyu mecra hakkı tesisine ilişkin ilkeleri doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemeler yapılarak en az masrafı gerektiren güzergahtan kesintisiz bağlantı sağlayacak şekilde mecra tesisine karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, davalının parseli üzerinde davacı yararına üzerinde irtifak hakkı tesis edilmiş bir sulama kanalı bulunmadığından davalının müdahalesinden bahsedilemeyeceği ayrıca davacının taşınmazlarının sulama ihtiyacının bulunmadığından bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 20.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.