YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/6259
KARAR NO : 2019/10375
KARAR TARİHİ : 14.11.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesat Şerhinin İptali
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin dava konusu 8 ve 9 parsel sayılı taşınmazları davalılardan …’ndan haricen satın aldığını, 8 parsel sayılı taşınmazın davalılardan Hazine tarafından satışa çıkarıldığını ve vekil edeni tarafından alındığını, ancak Hazine tarafından yeni satışa çıkarılacak olan 9 parsel sayılı taşınmazı satın almak için davalının mal müdürlüğüne başvuruda bulunduğunu, söz konusu taşınmazların vekil edeninin kullanımında olduğunu açıklayarak, dava konusu taşınmazların kaydında davalı lehine bulunan kestane ve ceviz ağaçları ile ilgili şerhin vekil edeni lehine düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın, dava konusu 8 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili olarak husumet yokluğundan, 9 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak ise esastan reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 19/II. maddesi, muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetine ve tapunun beyanlar sütununda gösterilmesine izin veren özel yasal düzenleme getirmiştir. Anılan kanun maddesinde, taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceği belirtilmiştir.
Ancak, aynı kanunun 12. maddesinde; “30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir. Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir. Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
On yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, hak düşürücü niteliktedir ve olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin geçmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm def’i ve itirazlardan önce göz önünde bulundurulur. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır.
Dosyanın incelenmesinden; dava konusu taşınmazların kadastro tespitlerinin 16.8.2001 tarihinde kesinleştiği, temyize konu davanın ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesinden sonra 23.3.2015 tarihinde açıldığı anlaşıldığından, davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış ise de, bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden ve hükmün redde ilişkin bölümü sonucu itibari ile doğru görüldüğünden, hükmün gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanması yoluna gidilmiştir (HUMK mad. 438/7).
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, hükmün gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilmiş bu şekliyle 1086 sayılı HUMK’un 438/7 maddesi uyarınca DÜZELTİLEREK ONANMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 14.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi