Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/6834 E. 2013/22794 K. 13.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/6834
KARAR NO : 2013/22794
KARAR TARİHİ : 13.12.2013

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27.11.2012 tarih ve 2011/123-2012/575 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1984 yılında davalı şirketin B grubu 10 hissesini 100.000 TL (eski para birimi) ödeyerek aldığını ve kendisine hisse senediyle değiştirilmek üzere geçici belgeler verildiğini, şirket yöneticisi olan İbrahim …’ya 14.07.1986 tarihinde 100.000 TL (eski para birimi), …’e 250.000 TL (eski para birimi) ödeyerek bu şahısların şirketteki hisselerini noterde düzenlenen devir sözleşmesi ile devraldığını, toplamda 450.000 TL (eski para birimi) ödenerek 45 hisse sahibi olduğunu, davalı şirketteki hisselerinin bildirilmesi amacıyla yazılan ihtarnameye olumsuz cevap verildiğini ileri sürerek, müvekkilinin davalı şirketteki hisselerinin tespiti ve pay defterine işlenmesini, bu mümkün olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı olmak üzere tespit edilecek hisse değerlerinden şimdilik 10.000,00 TL’sinin 20.07.2010 tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket temsilcisi, şirketin 1982 yılından itibaren tasfiye sürecine girdiğini ancak 1992 yılında tasfiyeden çıkarıldığını, 1993 yılında şirketin tescilli 200 hissesi bulunduğunu, davacı ve davacıya hisse satan şahısların tanınmadığını, tasfiye döneminde böyle bir devrin yapılmasının mümkün olmadığını, şirketten hisse satın aldığını iddia eden davacının bu durumu zamanında şirket yönetim kurulunun onayına sunmadığını, aradan 24 yıl geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının dava dışı İ…. ve … ile yapmış olduğu 14.07.1986 tarihli noterde düzenlenen sözleşmeler incelendiğinde bu şahısların şirkete ne miktarda iştirak taahhüdünde bulunduklarının dosya kapsamı ile tespit edilemediği, pay sayısı bakımından yapılan incelemede dosyada mevcut şirket genel kurul toplantılarına ilişkin hazırun cetvellerinden İ….’nın 1984 yılında yapılan ve tasfiye kararının alındığı genel kurul toplantısında şirkette 10 hissesinin bulunduğu, …’in ise payının bulunmadığının anlaşıldığı, Noterde yapılan sözleşme içeriği incelendiğinde, devredilenin hisse değil, iştirak taahhüdü olduğu, …’in davalı şirkette payı olmaması nedeniyle iştirak taahhüdünün de olamayacağı, İ…. şirkette pay sahibi ise de şirketin sermaye için hisse senedi çıkardığı hususunun tespit edilemediği, bunun yanında İ….’nın payını İ….’na devrettiği ve dolayısıyla davacının bu hisse devir sözleşmelerine istinaden geçerli bir şekilde pay sahibi sıfatını kazanamadığı, davacının şirkete yaptığı ödeme karşılığı aldığı belgenin hisse senedi ile değiştirilmek üzere kendisine verildiği, bu belgenin hukuki açıdan ilmuhaber olarak nitelendirilebilmesi için dayanağı olan payın mevcut olması gerektiği, payın mevcudiyetinin tescil edilmiş sermayenin varlığını gerektirdiği, sermaye artırımı tescil edilmeden önce anonim şirket payının varlığından bahsedilemeyeceği, şirket kuruluşundan 1997 yılına kadar şirket sermayesinin, kuruluş sermayesi olan 2.000.000 TL’de (eski para birimi) kaldığı, davacı ve benzer konumda olan özellikle yurt dışında işçi olarak çalışan vatandaşlardan şirketin toplamış olduğu paraların sermayeye dönüştürülmediği, şirket kayıtlarına intikal ettirilmediği, buna göre davacının davalı şirketten aldığını iddia ettiği geçici belge kapsamında davalı şirkette pay sahibi sıfatını kazanmadığı, davalı şirketin eylemi izinsiz mevduat toplamak olup, hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 02.07.1958 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 7129 sayılı Bankalar Kanunu’nun 24. maddesi hükmüne göre davalı şirketin mevduat adı altında para toplayamayacağı, dolayısıyla davacıdan her ne nam altında olursa olsun aldığı parayı sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde iade etmesi gerektiği, davacının dava dilekçesinde davalı şirkete ödediği paranın bugünkü değeri belirlenerek 20.07.2010 tarihinden itibaren davalı şirketten tahsilini talep etmiş olması nedeniyle davalı şirkete 1984 yılında ödenen 100.000 TL (eski para birimi) yönünden avans faizi işletilmek suretiyle dava tarihine kadar işlemiş faiz miktarının 1,23 TL olduğu, ana para miktarı 0,10 TL eklendiğinde davacının talep edebileceği miktarın 1,33 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1,33 TL’nin davalıdan tahsiline, 0,10 TL’sine 20.07.2010 tarihinden itibaren tahsil tarihine kadar avans faizi uygulanmasına, diğer istemler ile fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 13.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.