Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2015/9370 E. 2017/4044 K. 24.05.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/9370
KARAR NO : 2017/4044
KARAR TARİHİ : 24.05.2017

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, Hükümlü veya tutuklunun kaçması
HÜKÜM : Mahkumiyet

1- TCK’nın 206. maddesindeki “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak” suçunun oluşabilmesi için, sanığın açıklamaları üzerine oluşturulan resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gereklidir. Beyanı alan memur bu beyanın doğruluğunu araştırıp tahkik etmek ve daha sonra edindiği kanaate göre resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise, bir başka ifade ile resmi belge sadece sanığın beyanına göre değil de memur tarafından yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise maddede tanımlanan suç oluşmayacaktır.
Somut olayda; hakkında gerçek kimlik bilgileri ile cezaevinden firar etmesi ve hırsızlık suçlarından arama kararı bulunan sanığın sevk ve idaresindeki aracın sele kapılarak araçta mahsur kalmaları ve polisi arayarak yardım istemeleri nedeniyle olay yerine gelen polis memurlarına kendisini önce… daha sonra… ismi ile tanıtması ve araç içerisinde sanığın gerçek kimliği olan … adına düzenlenmiş bazı belgelere rastlanması üzerine durumdan şüphelenen görevlilerce sanığın kimlik bilgilerinin tespiti için Polis Merkezine götürerek parmak izinin alınmış olması, bu aşamada araştırmanın devam etmesi ve nihai belge düzenlenmemesi karşısında yüklenen “yalan beyan”suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, sanığın kimliğinin tespitine yönelik güvenlik güçlerince yapılan araştırma devam ederken düzenlenen adli rapor ve parmak izi formlarında sanığın ismi… olarak yer almış ise de sözkonusu bu belgelerin henüz sanığın beyanının doğruluğunu ispat edici nitelikte bulunmadıkları ancak sanığın eyleminin bu haliyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı kimlik bildirme kabahati kapsamında kaldığı,
Sanık hakkında suç tarihinden öncesine ait cezaevinden firar etme eylemine ilişkin açılmış bir dava bulunmadığı, davanın dayanağını oluşturan 04.02.2013 tarihli iddianamenin sanığın mevcut olayda parmak izi incelemesinin yapılıp adli raporu alındıktan sonra semt polikliniği önünden görevlilerin yanından kaçması eylemine ilişkin olduğu TCK’nın 292.maddesinde düzenlenen suç oluşturan eylemin hükümlü veya tutukluya özgü olduğu, somut iddianamede belirtilen olayda, sanığın tutuklu veya hükümlü sıfatının bulunmadığı bu nedenle yüklenen “hükümlü veya tutuklunun kaçması” suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması,
2- Kabule göre de; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.05.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.