YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/11520
KARAR NO : 2017/2127
KARAR TARİHİ : 16.03.2017
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle Öldürme
Hüküm : CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat
Taksirle öldürme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılanlar vekili ile mahalli Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği düşünüldü;
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak;
Dairemizin 23.02.2016 tarihli bozma ilamına göre; ölen …’un, saat 15.58 sıralarında, 3 şeritli, 10.50 m genişliğindeki, 50 km hız sınırı uygulanan yolun orta şeridinde seyredip, trafik ışıklarında kırmızı ışık yanması sebebiyle durmakta iken, yeşil yanması üzerine harekete geçen tanık …’ın sevk ve idaresindeki aracı, tanığın beyanına göre; 110-115 km hızla sollayıp, 1 km kadar seyretmesi sonrası, aynı istikamette, orta şeritte seyretmekte olan (459/2 den sabıkalı) sanığın idaresindeki çekicinin sağ arka köşe kısmından, kendi aracının sol ön tarafı ile çarpması, yolun sağ şeridine yönelip, yavaşlayan çekiciye ikinci kez çarpması sonucu meydana gelen olayda; her ne kadar Dairemiz’in bozma ilamında ”olay öncesi seyrettiği orta şeritten sağ şeride doğru manevra yaptığına ya da yolu ortalar vaziyette seyrettiğine dair delil bulunmayan sanığın, idaresindeki çekici ile sağ şeritte seyretmesi gerekir iken yolun orta şeridinde seyretmesinin sonuca etkili bulunmadığı, kazanın meydana gelmemesi bakımından sanığın alabileceği herhangi bir tedbir olmadığı anlaşıldığından, atfı kabil kusuru bulunmayan sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de; dosya içeriğine göre, kaza tespit tutanağında; ölenin idaresindeki otomobille orta şeritte seyirle, aracının sol önü ile önünde aynı şeritte ve aynı yöne seyreden sanık idaresindeki demir çelik yüklü çekiciye takılı yarı römorkun arka sağ tamponuna çarptığının belirtildiği, tutanak ekindeki krokide ölenin aracına ait orta şeritten sağ şeride yönelen 5.2 metre fren izi, sanık idaresindeki römorka ait orta şeridin sağında 410 cm lastik izi, ayrıca sağ şeritte hangi araca ait olduğu anlaşılamayan 130 cm kazıntı izi bulunduğu gösterilerek ölenin bu izden 65 metre sonra sağdan yol dışı kaldığının, sanığın aracının da 70.8 metre ileride durduğunun belirtildiği anlaşılmakla; dosya içeriğine göre kaza tespit tutanağında sanığın şerit izleme ve değiştirme kurallarına uymadığının belirtilmesi, ayrıca ölenin olay öncesi orta şeritten sağ şeride yöneldiği noktada, sanığın aracına ait orta şeridin sağında 410 cm lastik izinin bulunması karşısında, olay öncesi şerit değiştirme kurallarına uymayarak ölenin seyir güvenliğini bozduğu anlaşılan sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi;
Kanuna aykırı olup, katılanlar vekili ile mahalli Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA; 16.03.2017 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.09.2015 gün ve 202-271; 18.11.2014 gün ve 179-499;18.02.2014 gün ve 10-80; 25.03.2008 gün ve 43-62; 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204 ile 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararlarında açıkça vurgulandığı ve öğreti ile uygulamada da kabul edildiği üzere taksirin unsurları;
1- Taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hakaretin iradiliği,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da gerek icrai, gerekse ihmali hareketlerin iradi ve meydana gelen sonucun öngörülebilir olması, bunun yanında hareketle netice arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir.
Ceza hukuku bakımından tipik neticenin sorumluluk doğurması, yapılan hareket ile meydana gelen tipe uygun netice arasında mutlaka nedensellik bağlantısı kurulmasını gerektirir. Zira kimse irade dışı ya da üçüncü kişilerin veya doğa olaylarının meydana getirdiği sonuçlardan sorumlu tutulamaz. Bununla birlikte meydana gelen neticeden sorumluluk için nedensellik bağlantısının varlığı zorunlu ise de, her zaman sorumluluğun da kabulü için yeterli değildir. O halde nedensellik bağı mevcut olsa da fail neticeden sorumlu olmayabilir. Yani nedensellik bağlantısı başka, faili meydana gelen neticeden sorumlu tutmak başka şeydir. Netice için hareketin nedenselliği, neticenin faile objektif yüklenebilirliği (isnat edilebilirliği) için gerekli ve fakat tek başına yeterli olmayan bir koşuldur. Neticenin faile yüklenebilirliği nedensellik bağlantısını tamamlayan bir niteliğe sahiptir. Nedensellik bağı ve objektif yüklenebilirliğe ilişkin kriterler suç tipinin, genellikle yazılmamış unsurudur. Neticeden failin sorumlu tutulabilmesi için nedensellik bağlantısının yeterli gören klasik ceza hukuku öğretisinin aksine, bugün modern ceza hukuku öğretisi sorumluluk için nedensellik bağlantısı yanında bu normatif yüklenebilirlik (isnadiyet) kriterlerini esas almaktadır. Buna göre faili neticeden sorumlu tutmak bakımından iki aşamalı bir inceleme yapılmalıdır: Önce, hareket ile netice arasındaki nedensellik irdelenmeli; daha sonra, neticenin faile objektif olarak yüklenebilirliği üzerinde durulmalıdır.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde;
Ölen …’un saat 15.58 sıralarında, 3 şeritli, 10.50 m genişliğindeki, 50 km hız sınırı uygulanan yolun orta şeridinde seyredip, trafik ışıklarında kırmızı ışık yanması sebebiyle durmakta iken, yeşil yanması üzerine harekete geçen tanık …’ın sevk ve idaresindeki aracı, tanığın beyanına göre; 110-115 km hızla sollayıp 1 km kadar seyretmesi sonrası, aynı istikamette, orta şeritte seyretmekte olan sanığın idaresindeki çekicinin sağ arka köşe kısmından, kendi aracının sol ön tarafı ile çarpması, yolun sağ şeridine yönelip, yavaşlayan çekiciye ikinci kez çarpması sonucu öldüğü, aracındaki katılan eşi …’un ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilir derecede yaralandığı Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince “idaresindeki çekici ile gündüz vakti, meskun mahalde yolun sağını takiben seyretmediği, şerit izleme kurallarına riayet etmediği, yolu ortalar vaziyette seyrettiği” bildirilip, tali kusurlu olduğu mütalaa edilmiş ise de, olay öncesi seyrettiği orta şeritten sağ şeride doğru manevra yaptığına ya da yolu ortalar vaziyette seyrettiğine dair delil bulunmayan sanığın, idaresindeki çekici ile sağ şeritte seyretmesi gerekir iken yolun orta şeridinde seyretmesinin sonuca etkili bulunmadığı, sanığın seyretmesi gereken şerit dışında aracını seyretmesinin sanık yönünden 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 46. maddesinin ihlali sayılacağı ve idari yaptırıma konu olabileceği, bununla birlikte ölenin hiç bir tedbir almadan ve yüksek bir hızla sanığın aracına arkadan çarptığı, önde seyreden sanığın eylemi ile gerçekleşen ölüm arasında ceza hukuku açısından uygun nedensellik bağının varolmadığı, kazanın meydana gelmemesi bakımından sanığın alabileceği herhangi bir tedbir olmadığı anlaşıldığından, atfı kabil kusuru bulunmayan sanık hakkında beraat kararı vermesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmayan yerel mahkeme kararının onanması yerine bozulması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.