Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi 2015/1136 E. 2015/15259 K. 09.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/1136
KARAR NO : 2015/15259
KARAR TARİHİ : 09.09.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Olayları açıklamak taraflara, hukuki vasıflandırma hakime aittir (HMK.md.33). Dolayısıyla hakim, tarafların vasıflandırmasıyla bağlı değildir.
Davacı, dava dilekçesinde, davalı ile aralarındaki ruhi ve fikri anlaşmazlık nedeniyle evliliğin fiilen 2009 yılından itibaren bittiğini, 14.06.2010 tarihinde anlaşmalı boşanma talebiyle dava açtığını, davalının bu yolla boşanmayı kabul etmemesi sebebiyle davanın … 2. Asliye Hukuk Mahkemesince 2010/233-341 sayılı kararla reddedildiğini, o günden beri ayrı yaşadıklarını ve ortak hayatın yeniden kurulmadığını ileri sürdüğüne göre, dava Türk Medeni Kanununun 166/4. maddesinde yer alan “boşanma davasının reddi kararına bağlı fiili ayrılık” sebebine dayanmaktadır. O halde, daha önce reddedilen boşanma davasına ilişkin dava dosyası getirtilip incelenerek gösterilen delillerin Türk Medeni Kanununun 166/4. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi ve hasıl olacak neticesine göre karar verilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeden hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 09.09.2015 (Çrş.)

KARŞI OY YAZISI

Davacı, dava dilekçesinde “davalı ile 1999 yılında evlendiklerini, aralarında ruhi ve fikri anlaşmazlık başladığını, 2010 yılında fiilen ayrı yaşamaya başladıklarını, anlaşmalı olarak birlikte açtıkları davanın, eşinin anlaşmayı bozması sebebiyle … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/223-341 sayılı kararı ile reddedildiğini, o tarihten beri ayrı yaşadıklarını bildirerek boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı delil listesinde davalı ile aralarında görülüp redle sonuçlanan dava dosyasını delilleri arasında göstermemiş, yargılama boyuncada bu dosyanın celbi için bir talepte bulunmamıştır. Dava dilekçesinin başlığında dava “şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma” olarak nitelendirilmiştir.
Mahkemece davanın Türk Medeni Kanunun 166/1-2. maddesi kapsamında açıldığı kabul edilerek deliller bu çerçevede değerlendirilmiş ve reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı temyiz dilekçesinde de hakimin hukuki nitelendirmeyi yanlış yaptığını, davasının Türk Medeni Kanununun 166/son maddesine dayandığını ve delillerin bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmemiştir.
Olayları açıklamanın taraflara hukuki nitelendirmenin hakime ait olduğu doğrudur. Ancak hakimin hukuki nitelendirmeyi yaparken tarafların açıkladığı olayların dışına çıkması mümkün değildir. Bu kapsamda tarafların dayanmadığı bir hukuki sebebi hakimde kabul edemez. Kaldı ki davacı temyiz dilekçesinde dahi davasının TMK’nun 166/son maddesine dayandığını ileri sürmemiş bu konuyu temyiz sebepleri arasında göstermemiştir. Hal böyle olunca hakimin davayı yanlış nitelendirdiğini kabule imkan yoktur. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle yerel mahkeme değerlendirmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine de uygun bulunmasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.