Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2014/13577 E. 2015/20560 K. 16.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13577
KARAR NO : 2015/20560
KARAR TARİHİ : 16.06.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın Kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 336,92 TL. kalan harcın temyiz edenden alınmasına, 16.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Muhalif)

MUHALEFET ŞERHİ

Davacı, davalıların murisinin kullandığı tüketici kredilerinin kalan taksitlerinin ödenmediği gibi girişilen icra takiplerine haksız bir şekilde itiraz ettiklerini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiş, davalılar, murisleri kredi alırken dava dışı sigorta şirketi olan … Emeklilik ve … AŞ arasında kapsamlı yıllık kredi hayat sigortası yapıldığını, vefat durumunda ödenecek teminatın takip konusu borçları karşılayacak miktarda olduğunu belirterek davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılarca temyiz edilmiştir.
Somut olayda murisin banka ile tüketici kredisi imzalayarak 8.2.2010 ve 25.10.2010, 31.12.2010 ve 25.3.2011 tarihlerinde 4200 TL ile ayrı ayrı 1500 er TL kredi kullandığı, sigorta primlerini bankaya ödeyerek, bankanın sigorta acentesi olan şirkete ait hayat sigortası evrakını da imzaladığı, murisin kredi taksitlerini ödediği ne var ki pol hususlarda aldatıcı davranışta bulunmamayı, gerekli bilgileri karşı tarafa vermeyi kapsadığı gibi karşı tarafın hataya düştüğünü fark etme halinde onu ikaz etmeyi de gerektirebilir.( M.K. Oğuzman- T. Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Vedat Kitapçılık, İst. 2010, sh.68) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasa kapsamına giren sözleşmelerde müzakere safhasında özel aydınlatma yükümlülükleri düzenlenmiştir. Ne var ki taraflar arasında 4077 sayılı Yasanın 10. maddesine göre kurulan tüketici kredisi sözleşmelerinde kredinin sigorta teminatı altına alınmasıyla ilgili tarafları bağlayıcı yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu yüzden uygulamada bankalar tarafından kredi verilmesi, yapılması isteğe bağlı sigortaların yaptırılması şartına bağlanmakta, bu sigortaları yaptırmayan tüketicilere kredi kullandırılmamaktadır. Yasada hüküm olmaması nedeniyle öncelikle sözleşme hükümlerine gitmek gerekir. Kural olarak kredi sözleşmesinde sigorta yaptırma yükümü müşteriye verilmiş olup banka ise sözleşmenin müzakere safhasında bu yükümlülüğün sonuçlarını ve getirisini tüketiciye anlatmak zorundadır. Esasen kredi borcunu teminat altına alan hayat sigortasının yaptırılmasında hem tüketicinin hem de bankanın menfaati vardır. Bu konuya olayda uygulama yeri olmayan 6502 sayılı TKHK özel bir önem vermiş olup artık kredi verilmesi sigorta yaptırılması şartına bağlanması yasaklanmıştır. Yeni düzenlemeye göre tüketicinin açık talebi olmaksızın kredi ile ilgili sigorta yaptırılamayacağı, zorunlu sigortalarda veya tüketicinin sigorta yaptırmak istemesi halinde ise istediği sigorta şirketi ile imzaladığı poliçenin kredi veren tarafından kabul edileceği öngörülmüştür. (6502 sk m.29 ve m.38). 4077 sayılı Yasanın 10/B-1 fıkrasına göre konut kredisinin verilmesinden önce kredi ile ilgili genel bilgiler verilmesi ve sözleşme öncesi bilgi formu imzalatılmasının zorunlu tutulmasına rağmen 4077 sayılı Yasanın 10. maddesindeki kredilerde böyle bir zorunluluğa yer verilmemiştir. Bununla birlikte 6502 sayılı yasanın 31/4. maddesiyle de tüketici kredisi sözleşmelerinde bilgilendirme yükümlülüğü konusunda özel düzenleme getirilmiştir. Tüketicinin Korunması hakkındaki Kanunun varlık nedeni muazzam örgütlülüğe sahip banka ve sigorta gibi dev kurumlarla imzalanan sözleşmelerde birey olarak zayıf konumdaki tüketiciyi korumak (4077/1. madde) olduğuna göre konut finansman kredilerinde olduğu gibi tüm tüketici sözleşmelerinin kurulması öncesinde ve kurulması sırasında tüketicinin bilgilendirilmesi yükümlülüğünün düzenlendiği bütün hallerde amaç, taraflar arasındaki dengesiz durumu gidermek ve tüketicinin de bilgilendirilmiş bir şekilde sözleşme kurmasına imkân tanımaktır. Dolayısıyla kredi sözleşmesinde banka, hayat sigortası talep edecekse riziko konusunda tüketiciyi aydınlatmalıdır.
Öte yandan böyle bir uyuşmazlıkta sözleşme ile hangi tarafa veya taraflara hangi yükümlülüklerin getirildiği ve diğer idari düzenlemeler üzerinde de önemle durulmalıdır. Kredinin verildiği tarihte yürürlükte olan “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar uygulama Esasları Yönetmeliği”nin “İhtiyari sigortalar” başlıklı 6. maddesinde “Kredi ile bağlantılı olarak yapılacak ihtiyari sigortalarda, kredi ilgilisinin menfaatinin sigorta edilmesi, sigorta sözleşmesi ile sunulan teminatların kredi konusu ve kredi kullananın ihtiyaçları ile uyumlu olması esastır. “Bilgilendirme yükümlülüğü” başlıklı 7. maddesinde “(1) Kredi ile bağlantılı olarak yapılacak sigortalar konusunda, kredi sözleşmesi yapılmadan önce, kredi kuruluşu tarafından kredi kullanana bilgi verilir. Söz konusu bilginin verilmesine ilişkin usul ve esaslar Müsteşarlıkça tespit edilir. (2) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigorta sözleşmelerine ilişkin bilgilendirme yazılı olarak yapılır. Kredi kullanan tarafından imzalanan bilgi formunun bir örneği kredi kuruluşu veya şirket tarafından saklanır. (3) Ancak, kişilerin fiziki olarak karşı karşıya gelmesinin söz konusu olmadığı hallerde veya işin mahiyetinin gerektirdiği durumlarda elektronik ortamda veya ilgilinin bilgi formuna erişimini mümkün kılan benzeri araçlarla bilgilendirme yapılabilir. Bu durumda, ispat yükümlülüğü kredi kuruluşuna aittir. (4) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigortalarda verilecek olan bilgi formunun şekil ve asgari içeriği Müsteşarlıkça tespit edilir. (5) Şirket, kredi kuruluşunun bu Yönetmelik kapsamındaki bilgilendirme yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmesini temin etmek üzere her türlü tedbiri alır. (6) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigortalarda 28/10/2007 tarihli ve 26684 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik kapsamında düzenlenen Bilgilendirme Formları verilmez. (7) Kredi kuruluşunun aracı olmadığı poliçelerde Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik kapsamında işlem tesis edilir.” hükümleri yer almaktadır.
Ayrıca davalıların murisi ile davacı banka arasında imzalanan Tüketici kredisi sözleşmesinin13/2. maddesinde “Müşteri açılan kredi sebebiyle bankanın uygun göreceği bedel ve şartlarda hayat sigortası yaptıracağını, önceden yapılmış bir hayat sigortası var ise poliçede bankanın dain ve mürtehin gösterilmesi yönünde gerekli değişikliğin yapılarak poliçeyi bankaya teslim edeceğini, vefat halinde sigorta sonucu ödenecek tazminattan o tarihte bankaya olan borcun mahsubundan sonra kalacak miktarın mirasçılara ödenmesini kabul ve taahhüt eder” şartı bulunmaktadır. Sözleşmenin bu hükmü ile yukarıdaki yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde bankaya kredi borcunu sigorta altına aldırma yükümlülüğü yüklenmiş olup kural olarak banka tüketiciyi sigorta yapmaya zorlayamaz ise de sözleşmenin kurulmasından önce tüketiciyi bilgilendirme yükümlülüğü altında olduğu kabul edilmelidir. Bu bağlamda 31.12.2011 bitim tarihli hayat sertifikasında hastalıkla ilgili tüketicinin cevaplayacağı bölümlerin boş bırakılması sözleşmeyi düzenleyen taraf olan bankanın kusurunu gösterir. Kaldı ki matbu sigorta sözleşmesinin ve eklerinin doldurulması yükümlülüğü sigorta şirketinde olmasına rağmen tüketicinin tüm evraka imzası alınırken banka görevlileri tarafından ilgili boşluklar konusunda tüketicinin ikaz edilmediği anlaşılmaktadır. Sigortalının hastalığının kredinin geri ödenmesi sürecinde ölümüne kadar araştırılmaması, diğer yandan sigortanın yenilenmesine az bir süre kalmasına rağmen yenileme ile ilgili girişimde bulunulmaması da bankanın kusurunu gösterir. Banka basiretli tacir gibi hareket etmek zorundadır. En hafif kusurundan bile sorumludur. Hal böyle olunca krediye esas olan bilgilendirme formu dahil tüm belgelerin ibrazı ve içeriğinin sağlıklı bir şekilde doldurulduğunun ispat yükü davacı bankaya ait olup poliçe düzenlenirken tüketicinin kanser ve hiper tansiyon hastalıklarını sakladığı, hastalık ile riziko-ölüm nedeni arasındaki illiyet bağı yöntemince ispat edilememiştir. Kaldı ki davalı sözleşmenin 13/2. maddesiyle birlikte süresi biten sigortaların bankanın yenilemesi için uyarıda bulunacağına dair hükme sözleşmede yer verildiğini, hatta muris …’un sigortasının yenilendiğine dair dava dışı şirketin yazısının da dosya da bulunduğunu ileri sürmesine karşın mahkemece davalının savunmasıyla ilgili herhangi bir araştırma yapılmamış, az yukarda zikredilen yönetmelik hükümleri doğrultusunda konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınmamıştır. Araştırma ve inceleme sadece davacının talepleri yönünden yapılmıştır. Bu durum başlı başına silahların eşitliği ilkesine aykırılığı teşkil eder. Hal böyle olunca davalının savunmalarına cevap vermeyen rapora dayanılarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Netice olarak; doğru bilgi vermeyen müteveffa kusurlu olduğu gibi zorunlu olmayan hayat sigortası primini tahsil eden bankanın sözleşme hükümlerine göre tüketiciyi koruyacak şekilde hareket etmediği; poliçenin nasıl ve ne şekilde doldurulacağını tüketiciye öğretmek, bu konuda bilgilendirmekle yükümlü olduğundan koruma yükümlerini yerine getirmemekle kusurlu olduğu kabul edilmelidir. Davacı bankanın; bu yönde bilgilendirme yapmadığı gibi, poliçenin eksik doldurulmasına sebebiyet verdiği, sigorta poliçesi yükümlüsü sigorta şirketine kurtuluş karinesi getirme fırsatı verdiği açıktır. O halde banka da müterafik kusurlu sayılıp, kalan borçtan hakkaniyet gereği bulunacak bakiye bölümünü TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına göre üstlenmek zorundadır. Tüm bu nedenlerle bankanın da müterafik kusuru üzerinde durularak, zararın paylaştırılması gerekirken; mahkemece, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan çoğunluğun onama kararına karşıyım.
… 13. Hukuk Dairesi Üyesi