Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/11136 E. 2015/20063 K. 10.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11136
KARAR NO : 2015/20063
KARAR TARİHİ : 10.12.2015

MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı … vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkili aleyhine ilamlı icra takibi başlattığını, müvekkilinin icra mahkemesine başvurarak, icranın geri bırakılmasına karar verilmesini talep ettiğini, mahkemece, talebin kısmen kabulüne karar verildiğini, reddedilen kısma ilişkin olarak kararı temyiz ettiklerini, hükmün onanması üzerine müvekkilinin borçlu olmadığı bir parayı davalı tarafa ödemek zorunda kaldığını, zira, icra mahkemesince alınan bilirkişi raporunun hesap tablosunda, 07.10.2002 tarihinde yapılan ödeme nedeniyle kalan bakiye borca faiz yürütülürken, hem ana para alacağına, hem de faiz alacağına faiz uygulandığını, bilirkişinin hesabı hatalı yapması sonucu müvekkilinin davalıya borçlu olmadığı halde 29.335,71 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını, ayrıca fazla ödenen miktarın icra avukatlık ücreti olan 3.520,28 TL’nin de davalıya ödendiğini belirterek; 6100 sayılı HMK’nın 107/1 maddesi uyarınca çoğa ilişkin hakları saklı kalmak üzere, davalıya yersiz olarak ödenen toplam 32.855,99 TL’nin, 30.04.2012 tarihinden itibaren 6183 sayılı yasa uyarınca gecikme zammı oranında faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 31.10.2014 tarihli dilekçe ile 156.172,37 TL’nin, 134.081,93 TL’sinin 03.05.2012 tarihinden, 22.045,44 TL’lik bölümünün ise 25.05.2012 tarihinden itibaren amme faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu alacağın icra hukuk mahkemesinin kararı ile ödendiğini, icra mahkemesi dosyasının tarafı ve konusu ile iş bu istirdat davasının tarafları ve konusunun aynı olduğunu; davacının faize faiz uygulandığı iddiasını icra mahkemesinde de dile getirdiğini, bilirkişi raporuna itirazın, o davada karşılandığını, o davada karşılanan taleplerin yeni bir dava ile ileri sürülmesinin hukuken dinlenebilir olmaktan uzak olduğunu savunarak; davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesini dilemiştir.Mahkemece; icra mahkemesi tarafından verilen ve kesinleşen kararın, mahkemeleri açısından kesin hüküm teşkil etmeyeceği, davacının ıslah dilekçesini bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra verdiği, bu nedenle davacının ıslah talebinin reddine karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 32,855,99 TL istirdat alacağının 03.05.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm; taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Dava; istirdat istemine ilişkindir.Alacaklı, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.(HMK m.107/1) Diğer taraftan, bir hükmün neleri içermesi gerektiği, HMK’nın 297. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. (HMK m. 297/ 2) Bu yasal şekil yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Hüküm fıkrası, davacı ve davalının talep sonuçlarına mahkemenin verdiği cevaptır. Buna göre dava sonunda mahkemece kimin lehine, kimin aleyhine karar verildiği, davacının talebinin ne kadarının kabul edildiği tereddütsüz şekilde anlaşılmalıdır.Somut olayda, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtmiş, davacı vekili 31.10.2014 havale tarihli dilekçeyle, davayı fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak HMK’nın 107/1 maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak ikame ettiklerini, bu nedenle alacaklarını ıslah ederek, ıslah taleplerinin kabulü ile 156.172,37 TL’nin, 134.081,93 TL’sinin 03.05.2012 tarihinden itibaren, 22.045,44 TL’lik bölümünün ise 25.05.2012 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek amme faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.Bu bağlamda, belirsiz alacak davası olarak açıldığı beyan edilen eldeki davada, davacı vekilinin ıslah olarak nitelendirdiği talebinin ara kararla reddedilmesi, sonrasında davanın kabulüne denilerek, dava dilekçesinde talep edilen miktarın tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir. Hal böyle olunca mahkemece; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının beyan edildiği ve yargılama sırasında davacı tarafın dilekçe vermek suretiyle alacağını açıkladığı hususu göz önünde bulundurularak; HMK’nın 297/2 maddesinde açıklanan ilkelere uygun bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.Bozma nedenine göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.