YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4297
KARAR NO : 2019/676
KARAR TARİHİ : 19.02.2019
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı bozmaya uyularak verilen hükmün temyizen tetkiki davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, davacının eser sözleşmesinden kaynaklanan edimin eksik ifası nedeniyle doğan alacak ve işlemiş faiz için giriştiği takibe davalının itirazı üzerine vâki itirazın iptâli, takibin devamı ve %20 icra inkâr tazminatı istemlerine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin sahip olduğu aracın arıza yapması sebebiyle davalı tarafın sahibi olduğu tamir atölyesine aracını götürdüğünü, davalı tarafından aracın tamiri için gerekli malzemeleri müvekkiline aldırdığını, ancak daha sonrasında aracındaki arızanın giderilmediğini, davalı ile bu durumu görüşüp yapmış olduğu harcamaların masrafını istemesine rağmen davalı tarafından talebinin kabul edilmediğini, davalı tarafın meslekteki dikkatsizliği ve özensizliği neticesinde müvekkilinin gereksiz olarak 5.600,00 TL masraf yapmasına sebebiyet vermiş olması nedeniyle … 2. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından bu durumun tespitinin yapıldığını, bu nedenlerle davalının … 2. İcra Müdürlüğü kapsamında alacağa itirazlarının iptâli ile icra takibinin devamına, %20 icra inkâr tazminatının davalı tarafından müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili; davalılardan …’ın şirkette hissedar olduğunu, bu nedenle davanın … yönünden usulden reddi gerektiğini, diğer davalı şirket açısından da açılan davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacıyı yapılacak masraflar konusunda bilgilendirdiklerini, yaptıkları işlemlerin, herhangi bir başka servise gidildiğinde de yapılacak ilk işlemler olduğunu, fazladan gereksiz bir işlem yapılmadığını, ilk önce motor çatlağının farkedilmiş olması halinde bile yapılan masrafların aynısının motor bloğu değiştikten sonra da yapılacağı, gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, yerel mahkeme hükmü Dairemizin 2017/2323 Esas 2017/4154 Karar sayılı 27.11.2017 tarihli kararı ile bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan ek bilirkişi incelemesi neticesinde, 4.114,74 TL üzerinden itirazın iptâli ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalılar vekili yasal süresinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK’da da yer verilmiştir. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK’nın 298/2. maddesinde ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK 298/2. maddede ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur.
HGK’nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlerle ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.”
Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; Kararın gerekçe bölümünde “bozma ilamına uyularak davalı …’ın şirket yetkilisi olduğu, şirketin bir sermaye şirketi olan limited şirketi olduğu, davalı …’ın şahsi sorumluluğunu gerektiren bir husus olmadığından her ne kadar sehven bu hususta kısa karar oluşturulmamış olsa da husumet nedeniyle davalı … yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği” açıklaması bulunmaktadır. Aynı zamanda Mahkeme “Davanın kısmen kabulü ile; … 2. İcra Müdürlüğü’nün 2013/14317 Esas sayılı takip dosyasında davalının 4.114,74 TL asıl alacak ile ilgili kısmına yaptığı itirazın iptâline, fazlaya ilişkin talebin reddine” karar vermiştir. Gerekçenin ardından, hükümde hangi davalı yönünden takibe devam edileceği açık ve net değildir. Bu durumda gerekçe ile hüküm ve kısa karar arasında çelişki yaratılmıştır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı ilamında mahkeme kararında çelişki bulunması halinde bunun mutlak bozma nedeni olacağı belirtilmiştir. Bu durumda anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca mahkemenin önceki kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak suretiyle vicdani kanaatine göre karar verebilmesini teminen diğer yönler incelenmeksizin hükmün temyiz eden yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.02.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.