YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/17337
KARAR NO : 2018/25018
KARAR TARİHİ : 21.11.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş)Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının ödenmeyen işçilik alacakları olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı ile diğer bir kısım alacakların tahsili talebinde bulunmuştur.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalı iş akdine devamsızlık sebebi ile haklı nedenle son verdiğini beyan etmiş, Mahkeme davalının haklı fesih iddiasının yerinde olmadığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatını kabul etmiştir.
Her ne kadar dosya kapsamı itibari ile davacının devamsızlık yaptığı sabit ise de, davalının iş akdine devamsızlık sebebi ile son verdiğine ilişkin 13.02.2014 tarih 834 yevmiye numaralı ihtarname öncesinde, davacının 12.02.2014 günü itibari ile 15 yıl+3600 prim ödeme gün şartını sağladığı, dolayısı ile davacının gönderdiği 14.02.2014 tarih 853 yevmiye numaralı ihtarda da …’dan aldığı bu dilekçeye atıf yaparak akde son verdiğinin anlaşılması karşısında, kıdem tazminatının kabulü yerinde ise de, akde davacı tarafından son verildiğinin anlaşılması karşısında ihbar tazminatının reddi gerekmektedir.
3-Dava belirsiz alacak davası olarak açılmadığı gibi, bilirkişi raporunun sunulmasından sonra da ıslah dilekçesi sunulup, ıslah harcı yatırılarak dava ıslah edilmiştir. Hal böyle olunca, hüküm altına alınan alacak miktarlarının (kıdem tazminatı hariç olmak üzere) tamamına dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasına karar verilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece davanın kısmi dava olduğu dikkate alınarak, dava dilekçesindeki miktara dava tarihinden, ıslah dilekçesi ile artırılan kısım için ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekmektedir.
4-Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, mülga 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def’i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 371/2 ve 319. maddeleri uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def’inde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Mülga 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def’ine davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa(suskun kalınmışsa) zamanaşımı def’i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def’inin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def’ine davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı def’i dikkate alınmaz.
Somut olayda, davacı 17.06.2015 tarihinde davasını ıslah etmiştir. Islah dilekçesi davalıya 19.06.2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalı tarafça 19.06.2015 tarihinde ıslaha karşı zamanaşımı savunmasında bulunulmuştur. Süresinde yapılan ıslah zamanaşımı savunması nedeniyle taleplerin yeniden değerlendirilmesi gerekirken, Mahkemece ıslaha karşı zamanaşımı dikkate alınmadan hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.11.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.