Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2017/9129 E. 2019/7351 K. 01.04.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/9129
KARAR NO : 2019/7351
KARAR TARİHİ : 01.04.2019

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ)

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacılar vekili, müvekkillerinden, davacı …’ın 2001 yılında, diğer müvekkili …’ın ise 2007 yılında, … ili … İlçesi … İlköğretim Okulu yatılı pansiyonda temizlik işçisi olarak işe başladıklarını, davalı idare tarafından 2013 yılı Ağustos ayında müvekkillerinin işine sebepsiz ve bildirimsiz son verildiğini ancak tazminatlarının davalı işveren tarafından ödenmediğini, müvekkillerinin davalı işyerinde mesai kavramı olmadan gece yarılarına kadar, hafta sonları, resmi tatillerde ve bayram tatillerinde dahi ara vermeksizin çalışmalarına rağmen fazla mesai ücretlerinin de ödenmediğini, ayrıca müvekkillerin son çalıştıkları ayın 28 günlük ücretleri de ödenmediğini ileri sürerek, her bir müvekkili adına ayrı ayrı kıdem ve ihbar tazminatları ile kötüniyet tazminatı, ücret, fazla çalışma ve yıllık izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacıların müvekkili bakanlıkta değil ihaleyi alan temizlik şirketi nezdinde çalıştıklarını, müvekkilinin sadece ihale makamı olduğunu ve müvekkili bakanlığa husumet düşmediğini, okulların Temmuz ve Ağustos aylarında kapalı olması nedeni ile hizmet alım sözleşmelerinin 10 ay süre ile yapıldığını, Eylül ayında tekrar ihaleye çıkıldığını, diğer işçilerin Eylül ayında göreve başladıklarını ancak davacıların başka bir işyerinde sigortalı olarak işe girdiklerini, ayrıca dava dilekçesinde yer alan davacıların, gece yarılarına kadar, resmi tatil demeden çalıştıkları iddiaları da yersiz olduğunu, bahsi geçen yer bir okul yatılı pansiyonu olduğunu, bir okulun bayram günü, resmi tatillerde, gece yarılarına kadar vs. kadar açık bulunması ne kadar mümkün ise davacının iddiaları da o kadar mümkün olabileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1- Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, Kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır. 
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK.nın 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36’ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinde düzenlenen Adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. 
Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma (hukukî dinlenilme) hakkının ihlâlidir. 
HMK.nın 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, iddia ve savunma dosyadaki delillerle ilişkilendirilerek tartışılıp değerlendirilmemiştir. Dolaysıyla davaya konu alacakların hangi delil durumuna göre kabul veya reddedildikleri de anlaşılamamaktadır. Bir başka anlatımla karar gerekçesiz yazılmıştır. Bilirkişi raporuna atıf kararın gerekçeli olduğunu göstermez. Gerekçesiz karar yazılması, adil yargılanma hakkının ihlali olup, kararın salt bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda dava arkadaşlığı, mecburi ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında düzenlenmiştir.
6100 sayılı Kanun’un “ihtiyari dava arkadaşlığı” başlıklı 57. maddesinde; davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması; ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri ve davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması hallerinde, birden çok kişinin birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabileceği düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un “Mecburi dava arkadaşlığı” başlıklı 59. maddesi ise “Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır.” Hükmünü içermektedir.
Birden çok kişinin, dava arkadaşlığı koşulları bulunmaksızın, birlikte dava açabilmeleri ya da kendilerine karşı birlikte dava açılması usul hükümlerine göre mümkün değildir.
Ayrıca, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı olsa bile, işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlıkların özelliği gereği, bu tür davaların birlikte görülmesi doğru değildir. Zira, iddia ve savunmanın usulüne uygun şekilde araştırılması, delillerin tümüyle toplanıp ayrıntılı olarak değerlendirilmesi, hukuki gerçekliğin tam olarak sağlanması ve ayrıca kararın Yargıtay denetimine elverişli olabilmesi için davaların her bir işçi için ayrı ayrı görülüp sonuçlandırılmasında zorunluluk vardır.
Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, aynı işyerinde çalışan ve karı-koca olan davacılar adına aynı dava dilekçesiyle tazminat ve bir kısım işçilik alacaklarının her bir davacı adına ayrı ayrı hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı açıktır. Davacıların talepleri iş sözleşmesi ilişkisine dayalı olup, her bir işçi, ayrı ayrı iş sözleşmesiyle ve farklı süre ve koşullarda çalışmıştır. Mahkemece, davaların birlikte görülerek sonuçlandırılması yerinde değildir. Anılan sebeple, tefrik kararı verilerek, her bir davacı işçi için yargılamaya ayrı ayrı devam edilerek sonuca gidilmelidir.
3- Hükmün 3/A bendinde davalı bakanlığın harçtan muaf olduğu belirtilmesine rağmen, hükmün 4. bendinde davacının yatırdığı peşin ve ıslah harcı yargılama gideri içine katılarak davalı Bakanlığa harç yükletilmesi hatalıdır.
4- Hüküm altına alınan alacakların net mi yoksa brüt mü olduğunun hükümde belirtilmemesinin HMK’nun 297/2. maddesine aykırı olduğunun ve infazda tereddüde yol açacağının düşünülmemesi de hatalıdır.
5- Kabule göre de, davacılar vekili dava dilekçelerinde, çalışma saatlerini belirtmeksizin genel ifadeler ile fazla mesai talep etmiş, dinlenen davacı tanıkları da yine çalışma saatlerine ilişkin bilgi vermeksizin, “iş varsa, saate bağlı olmaksızın çalıştıkları” gibi genel açıklamalarda bulunmuştur. Buna göre, davacı iddiası ve davacı tanıklarının beyanları fazla mesaiyi hesaplamaya elverişli/yeterli değildir. Mahkemece bilirkişinin tamamen varsayıma dayalı olarak yaptığı hesaba itibarla fazla mesai alacağının hüküm altına alınması isabetsizdir. Fazla mesai ücreti talebi reddedilmelidir.
Ayrıca dava kısmi dava olarak açılmış olup, ıslah ile artırılan fazla mesai ve yıllık izin alacakları bakımından dava dilekçesiyle istenen miktarlar bakımından dava, ıslah ile artırılan miktarlar için ise ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi yerine alacakların tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmeside hatalıdır.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 01/04/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.