YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/3001
KARAR NO : 2019/7685
KARAR TARİHİ : 03.04.2019
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
MAHKEMESİ : … 2. İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, T.C Çalışma Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 24.02.2015 tarih ve AŞA/2 sayılı raporunun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın hukuki yarar şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
… Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi davacı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de; işin mahiyeti itibarıyla duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
Uyuşmazlıkta, davacının dava açmakta hukukî yararının bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gereklidir.
Dava çeşitleri 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 105. ilâ 113. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Eda davası, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmışken, tespit davası ise mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır.
Yine 6100 sayılı Kanun’un 106. maddesinin ilk fıkrasında tespit davası ile ilgili genel bir tanımlama yapıldıktan sonra takip eden fıkralarına kanunla belirtilen istisnai durumlar haricinde bu davayı açanın diğer dava türlerinden farklı olarak dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunması şart olarak öngörülüp, maddi vakıaların da ayrıca tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamayacağı kural altına alınmıştır.
Tespit davası, eda davasına göre istisnai bir davadır. Bu durum ise eda davalarında hukukî menfaatin varlığı esas iken tespit davasında ise bunun varlığının ispatının şart koşulmasından kaynaklanmaktadır ki bu hal usul ekonomisinin de bir gereğidir.
Öte yandan 6100 sayılı Kanun’da düzenlenen tespit davası, genel bir tespit davası olup, buna karşılık 4857 sayılı İş Kanunu’nda düzenlenen menfi tespit davası ise özel bir dava türü olarak düzenlemiştir.
Bu düzenlemelerden biri anılan Kanun’un 3 üncü maddesinin 5763 sayılı Kanun ile değişik 2 nci fıkrasındaki alt işverenlik sözleşmesinin muvazaalı olduğu tespitini içeren müfettiş raporlarına karşı itiraz davası olup, diğeri ise 92 nci maddenin 6111 sayılı Kanun ile değişik 3 üncü fıkrasında yer alan “iş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına” karşı itiraz davasıdır. Bu cümleden olarak, yorum tekniği açısından istisnai (ayrıksı) düzenlemelerin dar (lafzî) yorumlanması gerektiği temel kaidelerden olup, buradan hareketle 4857 sayılı Kanun ile müfettiş raporları ile tutanaklarına karşı açılacak menfi tespit davasının yukarıda bahsedilen iki hal için kabul edildiği, bunun dışındaki hallere teşmil edilemeyeceğinin kabulü gereklidir.
Bu kapsamda 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına ve tutanaklarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır ki bu tespitte işveren tarafından yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava menfi tespit davası niteliğindedir ve dolayısıyla bu davanın konusu bireysel işçilik alacakları ile sınırlıdır.
Nitekim, 4857 sayılı Kanun’un 92/3. maddesinde 6111 sayılı Kanun ile yapılan değişikliği gerekçesinden; çalışma hayatında emeğinin karşılığı olan tek gelir kaynağı ücret ile geçinen işçilerin iş sözleşmesinden kaynaklanan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetlerinin en kısa zamanda çözülmesinin büyük önem arz ettiğinden bahisle bu nedenle yapılacak incelemelerde memurların tutacakları tutanakların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli kılınması, iş müfettişleri tarafından düzenlenen raporlarda veya tutanaklarda tespit edilen işçi alacaklarının ilgililer tarafından maddede belirlenen süre içerisinde itiraz edilmemesi veya itirazın reddedilmesi halinde kesinleşerek tahsil edilebilir hale gelmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, 6100 sayılı ve 4857 sayılı Kanunlardaki düzenlemelerden müfettiş raporları ve tutanaklarının kural olarak menfi tespit davasına konu olamayacakları kabul edilmekle beraber önemine binaen iki hal için istisnai düzenlemenin getirildiği anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda 92/3. maddesine dayalı açılacak itiraz davalarının (menfi tespit davalarının) konusunun iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarla sınırlı olup, alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğu tespitini içeren genel denetim raporları haricinde somut bir işçilik alacağı içermeyen denetim raporlarının bu davanın konusunu oluşturamayacakları açıktır. Aksi halin kabulü, kanun ile öngörülen amacı aşan bir uygulama olacağı gibi usul kanunlarına hakim olan ilkelere ve kanunların yorum tekniğine de uygun olmayacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, davacının talebinin dayanağı özet olarak Müfettişin fazla mesai uygulamasına ilişkin tespitlerinin soyut ve yetersiz incelemeye dayalı olduğu, bütün şubelere şamil edildiği, bu raporun akabinde SGK. nın prim tahakkuku yoluna gidebileceği, bununda davacı banka açısından büyük külfetler doğuracağıdır.
Dairemizin müfettiş raporlarına karşı açılan davalardaki yerleşik uygulaması, özet olarak müfettiş raporunda işçilik alacaklarına ilişkin ismen belirlenmiş işçiler açısından tespitler içeriyorsa ilgili işçi hasım gösterilerek açılan davalarda hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut uyuşmazlıktaki genel teftiş sonrası düzenlenen ancak ismen belirlenmiş işçi/işçilere yönelik somut tespitler içermeyen müfettiş raporları işçiler tarafından açılacak davalarda sadece delil niteliğindedir. Bu tür raporlara karşı dava açılmasında güncel hukuki yarar olmadığı kabul edilmektedir.
Davacı vekili özellikle bu rapor sonrasında SGK. nın prim tahakkuku yoluna gidebileceği, bununda davacı banka açısından büyük külfetler doğuracağı ve bu nedenle dava açmakta hukuki yarar olduğu iddia edilmiş, hatta bu gerekçe ile ihtiyati tedbir talep edilmiş, mahkemece bu talep kabul edilmiştir.
Bu rapor sonrasında SGK. tarafından prim tahakkuku yoluna gidilip, gidilmeyeceği belli değildir. Halen tahakkuk edilmemiş bir prim yoktur.
SGK. tarafından prim tahakkuku yoluna gidilse dahi prim tahakkukun yerinde olup, olmadığının tartışılacağı dava, bu dava olmayıp, SGK. nın hasım olacağı bir davadır.
Hatta SGK tarafından işçi bazında prim tahakkuku yapılır ise SGK. nın yanında ilgili işçi/işçiler de davada taraf olacaktır. Kaldı ki bu dava sosyal güvenlik davalarını yürütmekle görevli mahkemeler nezdinde SGK. ya karşı açılıp, yürütülecektir. Açılacak davada verilecek kararın denetim merci sosyal güvenlik davalarında görevli istinaf daireleri ile temyiz halinde sosyal güvenlik davalarının temyiz incelemesini yapan ilgili Hukuk Dairelerdir.
Sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemesinin “ iptali istenen raporun 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 91. maddesi gereğince genel denetim raporu olarak hazırlandığı, işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun bazı hükümlerinin eksik uygulanması ile ilgili genel olarak tespitler yapıldığı, bu çerçevede iş müfettişlerinin yasal yetkilerini kullandıkları, somut uyuşmazlıkta davacı işveren vekili tarafından İş Kanunu’nun 92. maddesi uyarınca maddi olaylara dayalı tespit içeren raporun iptalinin istendiği, iptali talep edilen teftiş raporunun açılacak davalarda delil niteliğinde olduğu ve bu raporda tespit edilen konuların ileride işçilik alacağı istemi ile açılacak olan davalarda irdelenmesinin gerektiği, bu kapsamda davacı işverenin maddi olaylara dayalı tespit içeren bu raporun iptalinde hukuki yararının bulunmadığı ve bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğundan reddine dair kurulan hükmün usul ve yasaya uygun olduğu “ gerekçesiyle verdiği davacı bankanın istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.
SONUÇ:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere ve özellikle yukarıda yapılan açıklamalara göre davacı vekilinin yerinde bulunmayan tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nun 370. vd. maddeleri uyarınca ONANMASINA, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 03.04.2019 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı banka tarafından davalı … … Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü hakkında açılan davada, 24.02.2015 tarih ve 7154 PRG-2 sayılı Müfettiş raporunun iptali ile raporun 2. ve 3. maddelerinin uygulanmasının ihtiyati tedbir kararı verilerek durdurulması talep ve dava edilmiştir.
Davalı kurum adına verilen cevap dilekçesinde husumet itirazında bulunulmuş, davanın işçi ve işveren arasında görülmesi gerektiği belirtilmiş ve genel denetim sonucu düzenlenen iş müfettişi raporunun yerinde olduğu savunulmuştur.
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda delil niteliğinde maddi vakıaların tespitini içeren raporun iptalini istemede davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 114. ve 115. maddeleri uyarınca hukuki yarar şartı yokluğu nedeni ile davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı banka tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında, iptali istenen raporun 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 91. maddesi gereğince genel denetim raporu olarak hazırlandığı, işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun bazı hükümlerinin eksik uygulanması ile ilgili genel olarak tespitler yapıldığı, bu çerçevede iş müfettişlerinin yasal yetkilerini kullandıkları, somut uyuşmazlıkta davacı işveren vekili tarafından İş Kanunu’nun 92. maddesi uyarınca maddi olaylara dayalı tespit içeren raporun iptalinin istendiği, iptali talep edilen teftiş raporunun açılacak davalarda delil niteliğinde olduğu ve bu raporda tespit edilen konuların ileride işçilik alacağı istemi ile açılacak olan davalarda irdelenmesinin gerektiği, bu kapsamda davacı işverenin maddi olaylara dayalı tespit içeren bu raporun iptalinde hukuki yararının bulunmadığı ve bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğundan reddine dair kurulan hükmün usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, davacı bankanın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı banka tarafından yasal süresi içinde Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
Müfettiş raporuna itiraz davasının yasal dayanağı 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesi olup, ilgili düzenlemede; “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri (…) tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir” şeklinde kurala yer verilmiştir”. Düzenlenen tutanakların ve raporların işçilik alacaklarına ilişkin kısımlarına otuz gün içinde itiraz edilebileceği öngörülmüş olmakla, süresi içinde itiraz edilmeyen tutanak veya raporların kesinleştiği sonucuna varılmalıdır. Kesinleşen rapor veya tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğundan, idari ve adli makamlarda sonuçları ortaya çıkmaktadır. Kesinleşen müfettiş raporu ile işçi alacağının varlığı belirlendiğinde, Sosyal Güvenlik Merkezlerinin tespit edilen alacaklarla ilgili prim tahsili işlemleri başlatılmaktadır. İşçinin alacak talebiyle açacağı davada ise müfettiş tutanağı kesinleşen ve aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli belge olarak işlem gördüğünden, işverenin aksini ispat yükümlülüğü ortaya çıkmaktadır. Kesinleşen müfettiş raporunda ödenmeyen işçi alacağı yönünden bir tespitin varlığı halinde işçinin ispat yükümlülüğü hafifletilmekte, örneğin işverene karşı dava açmış ve husumet içinde olan tek bir tanık beyanı ile rapordaki tespitler örtüştüğünde, işçinin ispat yükümünü yerine getirdiği kabul edilmektedir. Esasen işveren hakkında düzenlenen tutanak veya müfettiş raporu sonrasında sosyal güvenlik primi tahsili işlemi yapılmasa veya işçi tarafından rapora dayalı olarak dava açılmasa dahi, işverenin aleyhine düzenlenen rapora itiraz etmek suretiyle ve yargı denetimi yoluyla aklanması imkanının olduğunun kabulü gerekir. Nitekim yukarıda sözü edilen yasal düzenlemede dava açma hakkı, tarafların hukuki yarar şartına bağlanmamıştır. Müfettiş raporuna itiraz davası süre dışında yasal koşullara bağlanmamış ve kendine özgü bir dava türüdür. Sözü edilen davanın HMK’nın 106 maddesinde sözü edilen tespit davasındaki hukuki yarar şartına tabi tutulması, hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması olarak değerlendirilebilir. Rapor aleyhine olan işçi veya işveren raporu düzenleyen kurum aleyhine dava açabilmeli ve hukuki yarar şartının kanundan doğduğu kabul edilmelidir. Genel denetim sonucu düzenlenen rapora karşı işverenin açacağı itiraz davasında, lehlerine tespit yapılan işçilerin taraf gösterilmesi gerekmez. Aksi halde somut olayda olduğu gibi genel nitelikli denetim sonrasında onbinlerce işçinin taraf olduğu bir dava açma zorunluluğundan söz edilir ki; yasanın amacı, işçi ve işveren arasında çekişme yaratmak değildir.
Müfettiş denetim yetkisi, 4857 sayılı İş Kanunu’na dayanır ve bu yetki İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği hükümlerine göre kullanılır. İdarenin bir işlemi sonucu hazırlanan rapora karşı kurum aleyhine idare mahkemesine dava açma imkanı bulunmamaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu ile müfettiş raporuna itiraz davası açma imkanı getirilmiştir. Hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle bu yolun da kapatılması, hukukilik denetimin yapılamaması sonucunu ortaya koyacak ve keyfiliğe neden olabilecektir.
Somut uyuşmazlıkta; programlı teftiş kapsamında tek müfettiş tarafından davacı bankaya ait farklı illerde toplam 44 şubede denetimler yapılmış ve 227 banka çalışanı ile görüşmeler yapılmıştır. Düzenlenen tutanaklarda, denetimi yapılan şubelerde farklı unvanlarda çalışan işçilerle ilgili çalışma ve dinlenme sürelerine dair bazı tespitlere yer verilmiş, bu arada Türkiye genelindeki tüm şubelerle işverenden ilgili bilgi ve belge istenmiştir. Raporun 19. sayfasında fazla çalışma kayıtlarının ibraz edilmediği, şube alarm saatleri ile LOG kayıtlarını içeren bilgilerin CD ortamında verildiği bildirilmiştir. Raporda 44 şube için yapılan tespitler doğrultusunda ve Türkiye çapında faaliyet gösteren 644 şube için genellene yapılmış ve unvanlara göre 6801 banka çalışanı için aylık olarak 8 saat ile 39 saat arasında değişen fazla çalışma ücreti ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Raporun sonuç kısmında ödenmeyen fazla çalışma ücretleri bakımında idari para cezaları tahakkuk ettirilmiş, inceleme sırasında beyanları alınan 227 banka personeline de raporun bildirilmesine ve yine Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlükleri ile Sigorta İl Müdürlüklerine bildirilmesine, idari yaptırımların rapor ile eki tablolara göre uygulanmasına karar verilmiştir.
İtiraz isteğine konu müfettiş raporunun ilgili birimlere iletilmesinin ardından Türkiye genelinde çok sayıda Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından müfettiş raporunda tespit edilen fazla çalışma ücretlerine dair hizmet belgesi düzenlenmesi ve sigorta primlerinin tahsili taleplerinde bulunulmuştur.
Davacı banka tarafından dava dilekçesinde talep edilen ihtiyati tedbir talebi 29.01.2016 tarihli dilekçe ile yinelenmiş ve mahkemece 16.02.2016 tarihli karar ile raporun, fazla çalışma ücretlerinin ödenmesine dair hizmet belgesi düzenlenmesi ve sigorta prim bildirgesi verilmesine dair bölümlerinin yürürlülüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, henüz kesinleşmemiş olan raporun infazının ilerde telafisi imkansız zararlara neden olabileceği bildirilmiştir. Yargılamanın devamı süresince raporun ilgili bölümlerinin yürürlülüğünün durdurulması yönünde tedbir kararı devam etmiştir. En son temyiz aşamasında dosyaya eklenen belgeye göre Karadeniz Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından kararı veren mahkemeye müzekkere yazarak, müfettiş raporuna itiraz davasının akıbeti sorulmuş ve tedbir kararının halen yürürlükte olup olmadığı bilgisi istenmiştir. Kurum tarafından yapılacak olan işlemlere esas olmak üzere mahkemeden sözü edilen bilgiler istenmiştir. Salt bu durum dahi iptali istenen müfettiş raporunun her an infaz yönünde sonuç doğurduğunu göstermektedir.
İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında, tek müfettiş tarafından hazırlanan teftiş raporunun düzenlenmesindeki ayrıntılar ile sonuç kısmının infaz etkisi üzerinde yeterince durulmamış ve emsal Yargıtay kararlarından söz edilerek davacının dava açmada hukuki yararının olmadığı sonucuna varılmıştır. Raporun maddi vakıaların tespitini içerdiği, sadece delil niteliğinde olduğu ve uyuşmazlıkların ileride açılacak davalarda çözümleneceği vurgusu yapılmıştır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesinde hukuki yarar koşununa bağlı olmaksızın müfettiş raporu ile tutanaklarına itiraz imkanı öngörülmüştür. Kaldı ki, somut uyuşmazlıkta iptali istenen müfettiş raporu 644 banka şubesi ve 6801 işçi yönünden tespitleri içermiş, belirtilen dönem için işveren fazla çalışma ücreti ve sigorta primi ödeme yükü altında bırakılmıştır. Raporun idari makamları bağlayan yönü sebebiyle hemen etkileri ortaya çıkmış ve mahkemece tedbir kararı verilmek durumunda kalınmıştır. Raporun kesinleşmesi ile de tüm şubeler bakımında prim tahakkukları gündeme gelecek ve davacı işveren tarafından her bir işleme karşı ayrı ayrı dava açılması ihtimali ortaya çıkabilecektir.
Genel mahiyette ve unvanlara göre tüm çalışanlar için aylık bazda fazla çalışma tespitlerine yer verildiğinden, işçiler tarafından fazla çalışma ücreti isteklerini içeren davalar açılabilecek, kesinleşen rapor sebebiyle işçinin ispat yükü hafifletilecek ve işverenin raporun aksini kanıtlama gibi yük altına girebilecektir. Her bir davada kesinleşen raporun aksi kanıtlanmadıkça geçerli etkisi öne çıkarılacak ve istinaf ve temyiz yönünden miktar sınırlamaları sebebiyle çok sayıda karar ilk derece veya istinafta kesinleşebilecek, bir kısmı da temyiz incelemesine konu edilebilecektir. Bu noktada birbirinden farklı değerlendirmelerle aynı müfettiş raporuna dayalı olsa da farklı uygulamalar ayrı ayrı kesinleşebilecektir. Bütün bunlara neden olan rapora itiraz davasının iş bu dava kapsamında değerlendirilmiş olması halinde ilerde açılabilecek çok sayıda dava önlenebilecek veya uygulama birliği sağlanabilecektir.
4857 sayılı İş Kanunu açık şekilde müfettiş raporuna itiraz imkanı tanıdığı halde, davanın hukuki yarar şartına bağlanması, mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması anlamında değerlendirilebilecektir. Bu durum usul ekonomisi ile hukuki öngörülebilirlik ilkelerine de aykırıdır. Üstelik somut uyuşmazlık bakımından hukuki yarar şartının varlığı açıkça görünmektedir.
Aynı bankayla ilgili olarak bazı işçilerin şikayeti üzerine düzenlenen müfettiş raporuna itiraz davalarında da ilk derece mahkemeleri ile … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi tarafından davanın hukuki yarar yokluğundan reddine dair kararlar verilmiş ve davacı bankanın temyizi üzerine Dairemizce verilen kararlarda, inceleme raporuna karşı itiraz davası açmakta hukuki yararın bulunduğu, işin esasına girilmesi gerektiği, davalı Kurumun taraf konumundan çıkarılarak HMK’nın 124. maddesi uyarınca raporda isimleri geçen işçilerin davalı olarak gösterilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır (Yargıtay 9.HD. 20.02.2019 gün, 2018/ 6495 E, 2019/ 4170 K; Yargıtay 9.HD. 9.02.2019 gün, 2018/ 6921 E, 2019/ 2903 K. ).
Müfettiş raporu ve tutanaklara itiraz davasının yasal koşulları arasında genel denetim veya şikayet denetimi arasında bir fark bulunmamaktadır. Bir kısım işçilerin şikayeti üzerine yapılan teftiş üzerine tutulan tutanaklar ve raporun işçi alacaklarına dair kısımların itiraz ile genel denetim sırasında yapılan aynı yöndeki tespitlere karşı itiraz, aynı mahiyettedir. Yasal düzenleme gereği 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesi kapsamında açılan davalarda ayrı bir hukuki yarar şartının aranması isabetli olmaz.
Mahkemece yapılması gereken iş, davanın usulden reddi yerine işin esasına girilerek iptali istenen müfettiş raporunun 4857 sayılı İş Kanunu ile İş Teftiş Kurulu Yönetmeliği hükümlerine göre değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar vermekten ibaret olmalıdır. Esasa dair verilecek bir karar ile davacının çalışma sürelerine dair uygulamasının doğru olup olmadığı mahkeme kararı ile değerlendirilmelidir. Raporun kısmen veya tamamen iptali halinde buna göre raporun işçilik alacaklarında ispata etkisinin olup olmayacağı ortaya çıkabilecek ve işverenin sigorta primi ödeme yükümlüğü olup olmadığı belirlenecektir. Gereksiz yere çok sayıda işlem yapılmasının ve buna göre dava açılmasının önüne geçilmiş olabilecek veya sigorta prim tahakkukları üzerine işveren bu defa dava açmak yerine ödeme yolunu seçebilecektir.
Müfettiş raporuna itiraz davasının esastan reddi halinde ise kesinleşen müfettiş raporunun işçilik alacaklarına ve sigorta prim yüküne etkileri ortaya çıkacaktır.
Temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan onamaya dair çoğunluk görüşüne katılamıyorum.