YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/2936
KARAR NO : 2019/1359
KARAR TARİHİ : 26.03.2019
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı ile davalılar …, … ve … vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmakta olup mahkemece verilen hüküm Yargıtay 23. Hukuk Dairesince bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda bir kısım bağmsız bölümler yönünden davanın reddine, bir kısım bağımsız bölümler yönünden davanın açılmamış sayılmasına dair verilen hüküm davacı ile davalılar …, … ve … vekillerince temyiz olunmuştur.
Davacı, arsa sahipleri davalılar ile … 9. Noterliği’nin 07.12.1994 tarih … yevmiye sayılı düzenleme biçiminde gayrimenkul satış vaadi ve daire karşılığı inşaat sözleşmesi ile arsa sahiplerine ait … … ilçesi … Köyünde kain ve tapunun 5808 ada 6, 7, 8, 9,10, 11, 12, ve 13 noda kayıtlı taşınmazlar üzerindeki 6 blok halinde toplam 168 adet daire 4 dükkan inşaatının yapını üstlendiğini, davacı şirket yapını üstlendiği 6 blok halindeki inşaatın 4 blokunu tamamladığını, sözleşme uyarınca arsa sahiplerine verilecek 51 adet daireyi noksansız teslim ettiğini, davacı şirketin sözleşme gereği yüklenici davacıya bırakılacak olan A-5 ve A 6 nolu bloklarda yer alan 60 adet dairenin inşaatını su basmanına kadar yaptığını ancak yaşanan kriz nedeni ile bu 60 adet dairenin yapımı için diğer davalı … İnş Tic. San. Ltd. Şti. ile akdettiği protokol uyarınca 2 Blok halindeki kat irtifakı kurulmuş 60 adet dairenin yapım işini bu şirkete devrettiğini, davacının inşaatın protokole uygun olarak inşaatın yapılacağı inancı ile arsa sahiplrinden vekalet alarak 20 adet dairenin kat irtifak tapularının davalıya devrettiğini, 28.02.2004 tarihinde protokolün fesih edildiğini, davalı … İnş. Tic. San. Ltd. Şti.’nin ise fesih protokolünü gizleyerek diğer davalı arsa sahiplerine müracatla dava konusu bağımsız bölümleri adına tescil ettirdiğini, yine davalı arsa sahibi …’ında sözleşme gereği devretmesi gereken taşınmazları devretmediğini, bu nedenler ile… İnş. Tic. San. Ltd. Şti. adına yolsuz tescil edilen bağımsız bölümler ile arsa sahibi davalı …’ın taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince devretmesi gereken bağımsız bölümlerin
davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı arsa sahipleri; davaya konu edinilen taşınmazlardan hiçbirisinin… ya da….’e ait olmadığını, ayrıca yine davalı … adına kayıtlı olduğu beyan edilen taşınmazlarında kat irtifakının davalı adına bulunmadığını husumet nedeniyle davanın reddini talep ettiklerini belirtmiş, davalı … İnş. Tic. San. Ltd. Şti. taşınmazların devir işlemlerinin davacının bilgisi dahilinde yapıldığını, inşaatı tamamlanmamış durumda olan 4 bloğun tamamının ruhsata aykırı olarak yapıldığını, iskana aykırı kaçak yapı durumunda olduğunu, davacının binaları bitirip teslim ettiği iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, … Belediyesi’nce inşaatın ruhsatsız olduğunun tespit edildiğini, inşaatın durdurulduğunu, taraflar arasında yapılan protoklün geçersiz olduğunu ve taraflar arasındaki sözleşmenin gerçekte davalı tarafından bedeli ödenerek satın alınan taşınmazlar hakkında ilerde davacının hak iddia etmemesi amacıyla yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece A-5 Blok içerisinde bulunan 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30 nolu bağımsız bölümler hakkında kesin hüküm bulunduğundan bu bağımsız bölümlere yönelik davanın reddine, A 6 Blok 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30 bağımsız bölümlere yönelik davanın reddine, A- 6 Blok içerisinde bulunan 21 ve 22 nolu bağımsız bölüm hakkında davanın açılmamış sayılmasına, karar verilmiş, hükmün davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 27.05.2014 gün, 2014/796 Esas, 2014/4066 Karar sayılı ilamı ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda 24.10.2017 tarihli karar celsesinde bozma ilamı öncesinde verilen hüküm aynen tekrar edilmiş, gerekçeli karar metninde ise “tahsis şerhi” ile A-5 Blok içerisinde yer alan taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verildiği halde maddi hata ile bu taşınmazlar yönünden davanın kesin hüküm bulunduğundan reddine karar verildiği gerekçesi ile hüküm tavzih edilmiştir.
Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK’da da yer verilmiştir. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK’nın 298/2. maddesinde ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK 298/2. maddede ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur.
HGK’nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da
belirtildiği üzere; “yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlerle ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.”
Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; yerel mahkeme kararının gerekçesinde dava konusu A-5 Blok üzerinde yer alan taşınmazlar yönünden, imâlatın mevzuata uygun yapılmadığı, bu nedenle yüklenici davacının iş bedeline hak kazanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, karar metninin 1 nolu bendinde ise bozma ilamı öncesindeki karar metni aynen tekrar edilerek bu taşınmazlar yönünden davanın kesin hüküm bulunması nedeniyle reddine karar verilerek kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında HMK 297. maddesine aykırı olarak çelişki yaratıldığı, “tahsis şerhi” ile hükmün 1 Nolu bendinde değişiklik yapılarak bu taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece yaratılan bu çelişki tavzih yolu ile düzeltilemez. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı ilamında mahkeme kararında çelişki bulunması halinde bunun mutlak bozma nedeni olacağı belirtilmiştir. Bu durumda anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca mahkemenin önceki kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak suretiyle vicdani kanaatine göre karar verebilmesini teminen diğer yönler incelenmeksizin hükmün temyiz eden yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden davacı ile davalılar …, … ve …’a iadesine, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 176,60’ar TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davacı ile davalılar …, … ve …’dan alınmasına,
karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 26.03.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.