Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/14141 E. 2013/3738 K. 02.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/14141
KARAR NO : 2013/3738
KARAR TARİHİ : 02.04.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine ve …. tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sırasında ….Köyü, 127 ada 3 parsel sayılı 13342,83 m² yüzölçümündeki taşınmaz, belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı gerçek kişi adına tesbit edilmiştir.
Davacı Hazine vekili, çekişmeli taşınmazın taşlık arazi niteliğinde olduğu, imar ve ihyanın bulunmadığı, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi koşullarının davalı yararına oluşmadığı ve aynı Kanunun 18. maddesi uyarınca Hazine adına tescili gereken yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmıştır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın zilyetliğinin iradî olarak terk edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne ve dava konusu parselin tespitinin iptali ile davacı Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş ve mahkemece temyiz edilmediği gerekçesiyle kesinleştirilmiştir. Ancak, davalı gerçek kişi, gerekçeli kararın usûlsüz tebliğ edildiği savıyla hükmü esasa ilişkin olarak temyiz etmiş; mahkemece, 24.09.2012 tarihinde verilen ek karar ile hükmün kesinleştirilmesi ortadan kaldırılmış, Hazine vekili tarafından da ek karar temyiz edilmiştir.
Dava kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 26.02.2009 tarihinde 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi uyarınca yapılıp 13.04.2009 – 13.05.2009 tarihleri arasında ilan edilen orman sınırlandırılması bulunmaktadır.
1) Davacı Hazine vekilinin 24.09.2012 tarihli ek karara ilişkin temyiz itirazları yönünden; Tebligat Kanununun 6099 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 10. maddesi uyarınca, davanın taraflarına yapılacak tebligat, davalının bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.
Somut olayda, mahkemece yapılan yargılama safhalarında davalı gerçek kişinin adresi dava tarihi itibariyle bilinemediği, yapılan zabıta araştırması ile adres kayıt sistemine kayıtlı olarak nüfus müdürlüğünce bildirilen adresinin farklı olduğu, dava dilekçesinin ve gerekçeli kararın davalıya adres kayıt sistemindeki adresi yerine zabıta tarafından bildirilen adresine yapıldığı, bu tebliğlerin usulsüz olduğu, aynı Kanunun 32/2 maddesi uyarınca davalının beyan ettiği tarihin, tebliğ tarihi olarak kabulü gerektiğinden Hazine vekilinin 24.09.2012 tarihli ek karara ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Davalı gerçek kişinin uyuşmazlığın esasına ilişkin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece taşınmazın iradî olarak terk edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; dava dilekçesi ve ekleri davalı gerçek kişiye usulüne uygun olarak bilinen en son adresinde veya adres kayıt sistemine kayıtlı adresinde tebliğ edilmek suretiyle davalının savunma ve delillerinin tespit edilmediği, ziraat bilirkişi tarafından taşınmazdan toprak numunesi alınmak suretiyle taşınmazın kullanılmama nedeniyle tarım arazisi özelliğini kaybedip kaybetmediği, taşlılık ve kayalık kaplı yerlerin ayrıca gösterilmediği, taşlılığın tarıma engel oluşturacak yoğunlukta bulunup bulunmadığı, orman bilirkişi ile ziraat bilirkişi arasındaki taşınmazın gerçek eğimine ilişkin çelişki giderilmemiş, en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafı ile kadastro tesbit tarihinden 15-20 yıl öncesine ait hava fotoğrafları ve bu hava fotoğraflarında üretilmiş memleket

haritasından davalının zilyetliğinin bulunup bulunmadığı incelenmemiştir. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz.
Bu nedenle, mahkemece ilk önce davalıya Tebligat Kanununun 10. maddesi gözönünde bulundurularak usulüne uygun tebligat yapılmak suretiyle davalının savunma ve delilleri toplandıktan sonra tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 15 – 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek, çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşıldığından davalının zilyetliğinin bulunup bulunmadığının araştırılması amacıyla getirtilen belgeler ziraat fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi, bir harita – kadastro (jeodezi ve fotogrametri) mühendisi ile bir orman mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla, dava konusu taşınmaz ile çevresine uygulanıp bu belgelerde dava konusu yer belirlendikten sonra, hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, imar ve ihya ile zilyetliğin hangi tarihte başlayıp tamamlandığı belirlenmeli, bu belgeler ile kadastro paftası hem 1/5000 ve hem de 1/25000 ölçeklerinde eşitlenerek kadastro paftası ile düzenlenen harita, komşu ve yakın komşu taşınmazları da içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazın konumu, hava fotoğrafları ile orijinal renkli memleket haritaları üzerinde gösterir biçimde bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir, topografik ve memleket haritalarından yararlanılmak ve klizimetre ile ölçülmek suretiyle taşınmazın gerçek eğim durumunu gösterir rapor alınmalı, taşınmazın öncesinin ne olduğu, imar ve ihya yapılmışsa hangi tarihte başlayıp bitirildiği, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı, maddî olaylara dayalı ve ayrıntılı olarak, taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişiler ile taraf tanıklarından sorulmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu yukarıda belirtilen ve gerçeğin kendisi olan belgelere dayalı olarak düzenlenecek bilirkişi kurulu raporuyla denetlenmeli, keşif sırasında taşınmazı çeşitli yönlerinden hali hazır durumunu gösterir renkli fotoğrafları çektirilip onaylanarak dava dosyası içine konulmalı, 3402 sayılı Kanunun 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 2. fıkrası hükümlerine göre yapılacağı düşünülerek, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tesbit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak gerektiğinde tesbit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, dava konusu taşınmazın sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı (5403 sayılı Kanunun 3/j maddesi ile Taşınmaz Malların Sınırlandırma Tespit ve Kontrol İşleri Hakkındaki Yönetmeliğin değişik 10. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre, sulu tarım arazisi: tarım yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler olarak açıklandığından), taşınmazdan toprak numunesi alınarak laboratuvar ortamında incelenmek suretiyle tarım arazi özelliğinde olup olmadığı ve taşlılığın yoğunlunun tarıma engel oluşturup oluşturmadığı konusunda ziraat mühendisinden kanunun amacına uygun rapor alınmalı, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek ve mücbir sebep olmaksızın taşınmazın tarım arazisi niteliğini kaybedecek neden olan uzun zaman kullanılmamanın iradî terk niteliğinde bulunduğu gözönünde bulundurularak sonucuna göre bir karar verilmelidir.
SONUÇ:1) Yukarıda birinci bentde açıklanan nedenlerle, davacı Hazine vekilinin 24.09.2012 tarihli ek karara ilişkin temyiz itirazlarının REDDİNE,
2) İkinci bentde açıklanan nedenlerle, davalı gerçek kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 02/04/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.