Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2016/14628 E. 2019/4358 K. 09.04.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/14628
KARAR NO : 2019/4358
KARAR TARİHİ : 09.04.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı … hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını ancak alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine ait taşınmazını 27.09.2013 tarihinde sigortalı çalışanı davalı …’e sattığını belirterek tasarrufun iptalini talep etmiş, daha sonra son malikler Talip ve Cennet’e yapılan satışların iptali istemi ile ayrı bir dava açmış davalar arasında irtibat bulduğundan birleştirilmiştir.
Davalı … vekili, alacaklı ile borçlu arasında gerçek bir borç ilişkisinin olmadığını, müvekkilinin taşınmazı emlakçıdan aldığını belirterek haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Diğer davalılar, davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, taşınmazın satışına ilişkin ivazlar arasında 1 misli fark bulunmadığı ve bu şekliyle tasarrufun iptali koşullarının gerçekleşmemiş olduğu, ayrıca davacının sosyal ve ekonomik durumu itibariyle Muhteber’e bu kadar borç verecek ekonomik gücünün bulunmadığı, hakkında icra takipleri bulunduğu, takibe konu bononun geriye dönük olarak her zaman düzenlenebilecek bir belge olduğu, davacı ile davalı arasında muvazaalı olarak düzenlenme ihtimali dahi bulunduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, İİK’nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin aşağıda yazılı bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Bu davaların görülebilirlik şartlarından birisi alacağın varlığı, diğer bir anlatımla tasarrufta bulunan kişinin borçlu olmasıdır. Eğer gerçek bir borç yoksa alacak da söz konusu olamayacağından iptal davasının dinlenmesi mümkün olmayacaktır. Bu tür davalarda davalılar, alacağın gerçekte olmadığını iddia ve ispat edebilirler. Somut olayda davalılar alacaklı davacının alacağının gerçek olmadığını, savunmuşlardır. Dosya içeriğinden davacı alacaklının da aralarında bulunduğu kişiler hakkında senet yağması, örgüt kurmak suçlarından dava açıldığı ve mahkumiyet kararı verildiği, bu miktar borcu verebilecek maddi gücü olmadığını, borçlu ile üçüncü kişi … arasında dava konusu taşınmazla ilgili anlaşmazlık olduğu haklarında şikayet dilekçeleri verildiği anlaşılmaktadır.
Bu halde davanın alacağın gerçek olmadığı dolayısı ile ön koşul yokluğundan reddine karar verilerek Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2.maddesine göre davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 Sayılı HMK’nin geçiçi 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı HUMK’nin 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 4.bendindeki “A.A.Ü.T.’nin 13/1. maddesi gereğince 18.522,16 TL nispi ücreti vekaletin (dava değeri her ne kadar 300.000,00 TL olarak belirtilmiş ise de peşin harç üzerinden dava değerinin 209.535,94 TL olarak hesaplanması nedeniyle)” ibaresinin hükümden çıkartılarak yerine “A.A.Ü.T’nin 7/2.maddesi uyarınca 1.800,00 TL maktu vekalet ücretinin” ibaresinin yazılmasına kararın bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 09/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.