YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8803
KARAR NO : 2013/9469
KARAR TARİHİ : 09.05.2013
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/02/2012 tarih ve 2011/498-2012/48 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, 29/05/2011 tarihinde yapılan son olağan genel kurul toplantısına kadar 2010 mali yılı denetçiliği görevini üstlendiğini görevinin anılan genel kurulda sona erdiğini, 29/05/2011 tarihli genel kurulda toplanan vekaletlerin çoğunun sahte olduğu şüphesi ile Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı müfettişi tarafından yapılan incelemede şirket kayıtlarına göre 2.268 ortağın yazılı bulunduğu ancak bunlardan 2.081 ortağın TTK hükümlerine uygun olarak ortak kaydedilmediğini, ortaklıklarının geçersiz olduğunu, yönetim kurulunun ortaklık şartlarını taşımayan kişileri ortak olarak kaydettiğini, bunlardan da vekalet alıp genel kurul yaptıklarını ileri sürerek, yasal olan şirket ortaklarının tespitine, yasal olarak kaydedilmeyen ortakların ortaklıklarının düşürülmesine, usulsüz işlem sonucu hissedar olan ortakların ortaklıktan çıkartılmasına, kullanılan oylar da dikkate alınarak yasal olmayan ortaklar tarafından yapılan genel kurulların ve alınan kararların iptaline, ayrıca son yapılan genel kurulda seçilen yönetim kurulunun yasal olmayan ortaklarca seçilmiş olmasına nazaran gerçek hak sahiplerince yapılacak yeni bir genel kurula kadar tedbiren yönetimin kayyıma devrine karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
Davalı vekili, davacının hangi ortağın ortaklığının geçersiz olduğunu, hangi ortağın ortaklıktan çıkarılması gerektiğini, hangi tarihli genel kurulların iptalini istediğini açıklamadan muğlak ifadelerle söz konusu taleplerde bulunmasının hukuka aykırı olduğunu, şirket ortak kaydı ve yapılan genel kurulların usulüne uygun olduğunu, şirketin idaresinde herhangi bir sorun bulunmadığı için kayyım atanması talebinin reddi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Feri müdahil, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, “davanın kısmen kabulüne, yasal olarak kaydedilmeyen ortakların ortaklıklarının düşürülmesi talebi yönünden husumet itirazının kabulü ile bu talebin husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, usulsüz işlem sonucu hissedar olan ortakların ortaklıktan çıkartılması talebi yönünden husumet
itirazının kabulü ile bu talebin husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, genel kurulların ve alınan kararların iptali talebi yönünden dava ehliyeti itirazının kabulü ile davacının dava açma ehliyeti olmadığından usulden reddine, yasal olan şirket ortaklarının tespiti ve yapılacak genel kurula kadar tedbiren yönetimin kayyıma devri talebi niteliğindeki davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin niteliği, yapısı, dosya kapsamı ve konuya ilişkin yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde dava dışı binlerce kişinin hukukunu da etkiler nitelikte karar verilemeyeceğinden ve fakat belirtilen sorunun aydınlanmasında da hem davacının hem de dava dışı ilgililerin hukuki yararı bulunduğundan davalı şirketin kayyım heyeti marifetiyle genel kurulunun yapılması gerektiğine, yasal düzenlemeye göre zamanı yakın ve mümkün olması durumunda olağan, aksi halde olağanüstü genel kurul yapılmak suretiyle sorunun aşılması gerektiğine, yapılacak davet yönünden ve herhangi bir hukuki anlam içermemek üzere sadece tebligat yönünden kayyım heyetinin ihtiyaç duyacağı bir tutanak olması çerçevesinde “son hazirun cetveli”nin esas alınmasına, davalı şirketin olağan ya da olağanüstü genel kurulu yapılıp bu konuda genel kurulca alınacak karara kadar geçerli olmak üzere davalı şirketin ihtiyati tedbir yoluyla kayyım heyeti tarafından yönetilmesine, mevcut kayyım heyetinin görevinin aynen devamına, kayyım heyetinin bu kararın kesinleşmesine kadar telafisi mümkün olmayacak nitelikte esasa ilişkin işlem yapmamasına, kayyım heyetinin genel kurulu olağanüstü toplantıya davet ve toplantının tamamlanması için gerekli işlemleri yapma hususunda yetkili olduğuna, kimlerin ortak olduğu, ortaklığı söz konusu olanın ortaklığına itiraz gibi hukuki yararla sınırlı arayışların bu konularda yapılacak genel kurulda alınacak kararlara bağlı olarak ve “Muhatap” yönünden özgülenmiş olarak ilgili tarafından ilgili aleyhine açılacak dava ya da davalarla her bir “Muhatabın” ortaklığının münferiden ve bağımsız olarak tartışılmasının sağlanacağı hukuki yollarla yapılacak hukuki arayışlar yönünden yapılacak genel kurul kararlarına bağlı olarak ilgililerin hak aramada muhtariyetlerine” karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, ortaklığın tespiti, ortaklık şartlarını taşımayanların ortaklıktan çıkarılması, şirket genel kurullarının iptali ve kayyım atanması istemlerine ilişkindir. 1086 sayılı HUMK’ nun 388 nci maddesi ve benzer düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297. maddesi hükmüne göre, mahkeme kararları, asgari olarak tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. Yine Anayasanın 141 nci maddesinin 3 ncü fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, Yargıtay incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir.
Temyiz konusu yapılan mahkeme kararı, 1086 sayılı HUMK’nın 388 nci maddesinde, 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesinde belirtilen unsurlardan ve özellikle de gerekçeden yoksun olup, denetime elverişli değildir. O halde, gerekçesiz şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.