YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/27193
KARAR NO : 2012/35734
KARAR TARİHİ : 01.11.2012
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, izin ücreti, son ay ücreti ile vergi iadesi alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı ile davalılar avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalıya ait PVC montaj işyerinde çalışırken, eşinin doğum yapacak olması nedeniyle izin istemesi üzerine haksız olarak işten çıkarıldığını ve hırsızlıkla suçlandığını belirterek, kıdem-ihbar tazminatı, son ay ücreti, fazla çalışma ücreti, genel tatil ücreti ve vergi iadesi alacaklarının ödetilmesini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının montaj işçisi olduğunu, şirket tarafından yapılması gereken işi başka bir firmaya yaptırarak çıkar sağladığının tespiti üzerine işi kendisinin bırakıp gittiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının başka bir firmaya iş yaptırması iddiasının davalı tanıklarınca görgüye dayalı olarak doğrulanmadığından feshin işverence haksız olarak yapıldığı sonucuna varılarak, ispat edilemeyen vergi iadesi ve genel tatil ücreti taleplerinin reddine, diğer taleplerin kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı taraflar temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda davacı, aylık ücretinin net 850,00 TL olduğunu iddia etmiştir. Davalı ise, asgari ücret aldığını savunmuştur. Davacı tanıklarından bir tanesi davacının eşi, diğeri ise davacı ile birlikte 2003 yılında 2 ay birlikte çalışan kişidir ve ücret miktarı konusunda net beyanları olmayıp, tanık Miktat, 2003 yılında aylık 550,00-650,00 TL arasında
ücret aldığını, daavcının eşi ise en son 850,00 TL olduğunu söylemiştir. Bölge çalışma müdürlüğü müfettişi raporunda, ücret miktarının ihtilaflı olup, mevcut beyan ve belgelere göre tespit edilemediği, bordroların asgari ücretten düzenlendiğini belirtilmiştir. Davalı tanığı Eren, ücretinin asgari ücret üzerinde olduğunu söylemiştir. Dosyaya sunulan bordrolarda bütün işçilerin asgari ücret aldığının yazılı olduğu görünmektedir.
Bu durumda, ücret miktarı konusu taraflar arasında ihtilaflı olduğundan, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda davacının kıdemi ve unvanı belirtilip, meslek kuruluşlarından davacının alabileceği emsal ücret miktarı araştırılarak davacının ücretinin belirlenmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.
3-Davalı vekili bilirkişi raporuna itirazlarında, davacının ücret türü alacaklarından SGK kesintilerinin yapılarak net tutarların tespitini istemiş, mahkemece buna rağmen söz konusu kesintiler yapılmadan bilirkişi tarafından hesaplanan net fazla çalışma ücreti ve net yıllık izin ücreti alacaklarına hükmedilmiş, hüküm kısmında infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm altına alınan tüm alacakların net mi brüt mü olduğu belirtilmemiştir.
Mahkemece, davacının fazla çalışma ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarından 5510 sayılı yasanın 80. maddesi uyarınca SGK primi ve işsizlik sigortası kesintisi yapılarak belirlenecek net tutarlara göre hüküm kurulmaması ve hükmedilen tüm alacakların net mi brüt mü olduğunun hüküm fıkrasında belirtilmemesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01.11.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.