Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2019/1458 E. 2019/14639 K. 01.07.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1458
KARAR NO : 2019/14639
KARAR TARİHİ : 01.07.2019

MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİ

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
… Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A)Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı banka nezdinde 05.09.1992 tarihinden 19.04.2016 tarihine kadar 23 yılı aşkın süre boyunca sürekli ve kesintisiz olarak çalıştığını, müvekkilinin davalı banka çatısı altında görev yapmakta olan eşinin kuzeni … ve kendi akrabası olan … hakkındaki zimmet suçlamaları ve bu suçlamalar nedeniyle açılan davalarla ilişkilendirilmeye çalışıldığını, bu nedenle 2004 yılından itibaren davalı işyeriyle sorunlar yaşamaya başladığını, müvekkilinin ilgisi ve hiçbir bilgisi bulunmayan işbu haksız suçlamalardan kendisini aklamaya gayret ettiğini, bunlardan …’in yargılandığı … 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2004/203 Esas numarası ile görülen davada, bankanın talebi üzerine sanık sıfatıyla davaya dahil edilen müvekkilinin beraatine karar verildiğini ve kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, son olarak, müvekkilinin 17.02.2016 tarihinde nedensiz olarak Eğitim Bölüm Başkanlığındaki Operasyon Uygulama Yöneticisi görevinden alınarak, … ili … ilçesinde bulunan Operasyon Merkezi Bölüm Başkanlığı’na Yurtdışı Transferler Yetkilisi olarak atandığını, diğer bir deyişle, tenzili rütbe yapılarak gerek pozisyonu gerekse maaşı düşürülerek istifaya zorlandığını, nitekim aynı dönemde müvekkilinin Genel Müdür Yardımcısı … ile yapmış olduğu görüşmede “Bu bankada sana gelecek yok, ben senin yerinde olsam istifa ederim” derilerek açıkça istifasının açıkça talep edildiğini, söz konusu atama işleminin nedensiz ve kötü niyetli olduğunu, değişiklik neticesinde müvekkilinin net maaşında da ciddi anlamda bir azalma söz konusu olduğunu, müvekkilinin gerek pozisyonunda, gerekse maaşında yapılmış olan esaslı değişiklikler iyi niyetle bağdaşmadığı gibi, usul ve yasaya, ayrıca sözleşme koşullarına aykırılık teşkil ettiğini, oysa davacı müvekkilinin davalı bankada çalıştığı sürece hiçbir uyan ya da disiplin cezası almadığı gibi kendisinden herhangi bir nedenle savunma talebinde de bulunulmadığını, üzerindeki maddi ve manevi baskılara dayanamayan ve açıkça istifası talep edilen müvekkilinin istifa etmek gibi bir iradesi olmamasına rağmen, kendisine istifa dilekçesi verdiği takdirde bu dilekçeyi işleme koymaksızın görevine eşdeğer başka bir pozisyonda görev verilme sözü verildiği için istifa ettiğini, tazminatın davalı banka tarafından derhal ödenmesinin istifanın baskılar neticesinde gerçekleştiğini kanıtı olduğunu, zira iş sözleşmesinin istifa ile sona ermesi halinde kıdem tazminatı farkı almaya hak kazanamayacağı açık iken , müvekkiline davalı işveren tarafından kıdem tazminatı farkının derhal ve eksiksiz bir biçimde ödenmiş olmasının ortada müvekkilinin gerçek bir istifa beyanı ve İradesinin olmadığına ve iş sözleşmesinin istifa neticesinde sona ermediğinin ispatı olduğunu iddia ederek, feshin geçersizliğinin tespitini, davacının işe iadesine, işe başlatmama tazminatının 8 aylık ücreti tutarında belirlenmesine, boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık ücret alacağının ve diğer haklarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B)Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının … 3. Bölge Başkanlığında görev yaptığı 2004 yılında … Kıymetler Şubesi, …/…, …/… ve …/… Şubelerini kapsayan soruşturma yapıldığını, söz konusu soruşturmanın anılan şubelerde görev yapmış davacı dahil 13 personeli kapsadığını, …’ın “… Kıymetler Şubesi Uzmanı olarak görev yaptığı sırada, hesaplarından işlem yapmak üzere yetki aldığı kişilerin hesaplarında açığa hisse senedi alım satımı yaparak elde edilen kan kasadan çekmek, kredi kartı borçlarını veya kiralık kasa ücretlerini ödemek suretiyle mal edinmek, … tarafından müşteri hesaplan İle ilgili olarak verilen talimatları yerine getirerek … adına ödemeler yapmak veya havaleler göndermek” şeklindeki fiillerinin yasal açıdan af kapsamında olması, idari açıdan da fiillerinin zamanaşımına uğraması nedeniyle hakkında işlem yapılmadığını, Disiplin Kurulu kararıyla bu kişiler hakkında … 8. Ağır Ceza Mahkemesine suç ihbarında bulunulduğunu ve adı geçenlerin söz konusu usulsüz işlemlere İştirak ettiklerine ya da suç işlediklerine dair herhangi bir tespitte bulunulması halinde durumlarının yeniden değerlendirilmesine karar verildiğini, davacının daha önce görev yaptığı …/… Şubesinde 2002 yılında yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 07.01.20021 (İdari) sayılı rapor üzerine disiplin Kurulu’nun 20.03.200271 sayılı kararı ve İcra Kurulu’nun 14.08.2002239 sayılı kararıyla “… İç ve Dış Ticaret Limited Şirketine mevzuata aykırı olarak kredi kullandırılması” nedeniyle, Kademe İlerlemesinin Durdurulması cezası ile cezalandırılmasına ve Banka zararından malen sorumlu tutulmasına karar verildiğini, davacının 2004 yılında yapılan soruşturma sırasında görevli olduğu … 3. Bölge Başkanlığında görev yapmaya devam ettiğini ve 05.10.2010 tarihinde Eğitim Bölüm Başkanlığına atandığını, son olarak Operasyon Bölüm Başkanlığına atandığı 17.02.2016 tarihine kadar da Eğitim Bölüm Başkanlığında görev yaptığını, bu 13 yıllık dönemde kendisi aleyhine herhangi bir tasarrufta bulunulmadığını, davacının, 2004 yılında sorunlar yaşamaya başladığını iddia etmesine karşın, 13 yıl boyunca banka İle ne gibi sorunlar yaşadığı hususunda herhangi bir açıklama yapmadığım, sonuç itibariyle, 13 yıl önce yapılan soruşturmalarla, son olarak yapılan ataması arasında herhangi bir bağ bulunmadığını, Yönetim Kurulu’nun 31.01.2012 tarih ve 31 sayılı karan ile kabul edilen … A.Ş. İnsan Kaynaklan Yönetmeliği’nin 03.02.2012 tarihinde Banka portalında yayımlandığını ve tüm personele duyurulduğunu, anılan Yönetmeliğin 4.7.7 maddesinde görev pozisyonları arasındaki geçişlerin “…personelin; farklı görev pozisyonlarına, çalıştığı görev pozisyon grubundan daha alt veya daha üst bir görev pozisyonu grubuna atanması Genel Müdürlük yetkisindedir.” şeklinde tanımlandığını, Yönetim Kurulu’nun bu kararının personele duyurulduğunu, adı geçenin bu mevzuatı kabul etmediğine İlişkin herhangi bir bildirim yapmadığını, 17.02.2016 tarihinde yayımlanan ve halen yürürlükte olan İnsan Kaynakları Yönetmeliğinde de görev pozisyonları arasındaki geçişler 7.6. maddenin de aynı şekilde tanımlandığını, davacının banka ile imzalamış olduğu 01.11.2001 tarihli hizmet sözleşmesinde de “Personel işbu sözleşmede belirtilen işin yapılacağı İş yeri adresinden başka bir adresteki şube veya genel müdürlük birimlerinde geçici veya sürekli olarak görevlendirmeyi peşinen kabul eder” hükmünün yer aldığını, bu kapsamda, davacı Operasyon Merkezi \Bölüm Başkanlığında Unvanı Müdür, görev pozisyonu Yetkili olarak görevlendirilmiş olup, banka tarafından yapılan tüm iş ve işlemlerin mevzuat dahilinde ve özel hukuk hükümleri çerçevesinde gerçekleştirildiğini, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği hususların gerçeği yansıtmadığını, davacının 25.02.2016 tarihli istifa dilekçesi ile istifa ettiğini ve Başkanlığın 15.04.2016 tarih ve 947 sayılı onayıyla istifasının uygun görülerek, 02.05.2016 tarihî mesai bitimi itibariyle sözleşmesi sona erdirildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
C)İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk derece mahkemesince, davacının bankada çalışmış olduğu sürede davacının kuzenlerinin karıştığı olay nedeni ile kendisine karşı da güvensiz bir tavır takınıldığı, davacının çalıştığı süre boyunca hakkında başlatılan soruşturmalar, çalışmış olduğu bölümün birden fazla kez değiştirilmesi, daha pasif bir göreve atanması ardından ise davacının çalıştığı görevden daha alt bir göreve atanması işyeri tarafından davacıyı yıldırmaya yönelik davranışlar olduğundan mahkememizce dinlenilen tanıkların da duruşmadaki yeminli beyanlarında davacının görevinde yapılan değişikliklere ilişkin yönetici olarak atandığı görevin çalışmış olduğu göreve göre pasif bir görev olduğunu, son olarak atandığı görevin ise alt pozisyon olduğunu belirttikleri, bunun çalıştıkları kurumda prestij kaybı olduğunu söyledikleri, tanık beyanlarından da davacıya şirket tarafından eşitliğe aykırı muamelelerde bulunulduğu ve davacının istifaya zorlandığını destekler nitelikte olup davacının yaşadığı tüm olaylar dosyadaki delillerle değerlendirildiğinde şirket tarafından olumsuz bir tavır takınıldığı bu kapsamda görevinde ve görev yerinde değişiklikler yapıldığı, son atama ile alt bir göreve getirildiği ve tüm bu durumlar nedeni ile davacının istifasının gerçek bir istifa iradesi ile yapılmış olmadığı, şirket tarafından yapılan uygulamalar sonucu baskı altında gerçekleşen bir istifa beyanı olduğu, istifanın altında yatan nedenlerin şirket tarafından yapılan uygulamalar olduğu bu nedenle yapılan feshin gerçekte davalı işveren tarafından gerçekleşen haksız ve nedensiz bir fesih olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D)İstinaf başvurusu :
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
E)İstinaf Sebepleri:
Davalı vekili istinaf başvurusunda; davacının, görev yeri değişikliğini sözleşmesinde kabul ettiğini, bu doğrultuda davacının görev yeri konusunda mevzuata uygun değişikliğe gidildiğini, ancak davacının istifa yolunu seçtiğini ve bu cihetle iş akdinin sonlandırıldığını, işe iade talebinin bu nedenle yersiz olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.
F)Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu; davalı tarafça istifa olarak değerlendirilen davacı dilekçesinde davacının istifa iradesi göstermediği halde bunun istifa olarak kabul edilip, istifa nedeniyle iş akdinin sonlandırılması iyi niyetle bağdaştırılamayacağı, dosyada aldırılan bilirkişi raporunun dosya kapsamı ile uyumlu ve denetime de elverişli olduğu dikkate alınarak, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
G)Temyiz başvurusu :
Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
H)Gerekçe:
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Hakkın kötüye kullanılması, kişinin hakkını objektif iyiniyet kurallarına aykırı biçimde kullanması olarak tanımlanmaktadır. Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen madde, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanılmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir.
Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın 17. maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında işçinin askerlik, emeklilik nedeni ile iş sözleşmesini kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona erdirmesi yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde düzenlenmiştir.
İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. Uygulamada en çok karşılaşılan şekli olan, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebi istifa olarak değil, olsa olsa ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde icap biçiminde değerlendirilmelidir. İşverenin sosyal ve ekonomik üstünlüğünü kullanarak, tazminatları ödeme koşulu, benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşverenin haklı fesih nedenlerine dayanarak işçiye istifa dilekçesi vermesi halinde baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine de gerçek anlamda istifa olarak değer vermek mümkün olmaz.
Somut uyuşmazlıkta davacı, … 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2004/203 E. sayılı dosyası ile görülen davada zimmete iştirakten akrabası … ve diğer 5 sanıkla birlikte yargılanmış ve beraat etmiştir. … ise hapis ve para cezası ile cezalandırılmıştır. Karar Yargıtay 7. Ceza Dairesi’ nin 2013/23160 E., 2014/16862 E. sayılı, 13.10.2014 tarihli kararı ile onanmıştır.
Davacı 17.02.2016 tarihli görev değişikliği yazısıyla Eğitim Bölüm Başkanlığı Operasyon Uygulama Yöneticisi görevinden Operasyon Merkezi Bölüm Başkanlığı Yurt Dışı Transfer Yetkilisi görevine tayin edilmiştir. Davacı 17.02.2016 tarih 2016000096401 no.lu bu atama kararını tüm yasal hakları saklı kalmak kaydıyla 19.02.2016 tarihinde tebellüğ etmiş ve bankanın İnsan Kaynakları Bölüm Başkanlığına aynı gün yazdığı dilekçede; gerek ikametgahından oldukça uzak yere atanmış olması, gerek görev pozisyonunun düşürülmesi ve aylık net maaşında kayda değer düşüş oluşması nedeniyle maddi ve manevi zararı oluşacağından, gerekse görev ve sorumluluklarına ilişkin performans eksikliği ve/veya olumsuzluk yaşamamış olduğunu belirterek atama kararının yeniden gözden geçirilmesini ve mağduriyetinin giderilmesini talep etmiştir.
İnsan Kaynakları Bölüm Başkanlığının 19.02.2016 tarihli yazısı ile talebinin uygun görülmediğinin bildirilmesi üzerine davacı tarafından anılan başkanlığa hitaben yollanan 25.02.2016 tarihli dilekçe ise; yasal, idari ve tüm hakları saklı kalmak kaydıyla 02.05.2016 tarihi itibariyle bankadaki görevinden ayrılmak istediğini, bu talebinin dikkate alınarak bu süre zarfında bankadaki Müdür-Yönetici olarak Genel Müdürlük emrine atamanın yapılmasını talep etmiştir.
İnsan Kaynakları Bölüm Başkanlığının 15.04.2016 tarihli ve 947 sayılı yazısı ile; …’ın 15 yıllık sigorta süresini doldurduğundan kıdem tazminatı farkı ödenerek … A.Ş. İnsan Kaynakları Uygulama Esas ve Usullerinin Personel tarafından İş Sözleşmesi’nin Feshi “ başlıklı 10.3.1 maddesi gereğince , 02.05.2016 tarihi mesai bitimi itibariyle sona erdirilmesi kabul edilmiştir. Tarafların beyanlarından kıdem tazminatı farkının davacıya ödendiği anlaşılmaktadır.
Davacı, imzalamış olduğu 01.11.2001 ve 01.08.2005 tarihli iki adet Belirsiz Süreli Hizmet Sözleşmesi gereğince sözleşme süresi içinde görev ve unvanının değiştirilmesini (Madde: 6/4) ve başka bir adresteki şube ve Genel Müdürlük birimlerinde geçici ve sürekli olarak çalışmayı ( Madde: 2/2) kabul etmiştir. Davacı hizmet sözleşmesi ile görev, unvan ve işyerinin değiştirilmesini kabul etmiş olsa da çalışan aleyhine yapılan atamada atamanın makul bir sebebinin olması gerekir. Davalı banka atamaya ilişkin olarak sadece atamanının mevzuata uygun olduğunu belirtmekle yetinmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerin içeriğinden ve özellikle davacının istifa dilekçesinden, davacının görev değişikliğine yaptığı itirazının kabul edilmemesini haklı neden olarak göstererek iş akdinin feshini talep ettiği, davalının davacıyı nedensiz bir şekilde daha alt bir göreve ataması davacıya haklı fesih imkanı verse de davacının iddia ettiği gibi irade fesadı oluşturmayacağı ve
davacının irade fesadı iddiasını ispatlayamadığı, davacının kendi isteği ile işten ayrılma iradesiyle hareket ettiğinin anlaşıldığı ve iş sözleşmesini fesheden davacının feshin geçersizliği ve işe iade isteminde bulunamayacağından, istifa dilekçesine değer verilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalıdır. Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarda açıklanan gerekçe ile;
1.Bölge Adliye Mahkemesi ile İlk Derece Mahkemesi’nin kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.Davanın REDDİNE,
3.Alınması gereken 44.40 TL karar-ilam harcından davacının yatırdığı 29,20 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 15,20 TL karar-ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazine’ye irat kaydına,
4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6.Yatırdığı temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, davalının yaptığı 1418 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
7.Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine,
Kesin olarak 01.07.2019 gününde oybirliği ile karar verildi.