YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/1296
KARAR NO : 2019/8446
KARAR TARİHİ : 09.05.2019
Tehdit suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-1.cümle ve 62/1. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Sivas (kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 25/12/2012 tarihli ve 2012/176 esas, 2012/659 sayılı kararını müteakip sanığın deneme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinin ihbar edilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda sanığın, 5237 sayılı Kanun’un 106/1-1.cümle ve 62/1. maddeleri gereğince 5 ay cezası ile cezalandırılmasına, anılan Kanun’un 51/1. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine ve 1 yıl denetime tabi tutulmasına dair Sivas 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2016 tarihli ve 2016/25 esas, 2017/210 sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 25/07/2018 gün ve 94660652-105-58-8218-2018-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01/08/2018 gün ve 2018/67122 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesi, Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 07/01/2019 tarihli ve 2018/5569 esas, 2019/111 sayılı görevsizlik kararıyla Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 231/11. maddesinin, “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.” şeklinde düzenlenmiş olması karşısında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla kendisine herhangi bir yükümlülük yüklenmeyen sanık hakkında denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle hükmün aynen açıklanmasına karar verilmesi gerekirken, hükmün açıklanmasından sonra kanuni şartları oluşmadığı halde hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Tehdit suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1-1.cümle ve 62/1. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Sivas (kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 25/12/2012 tarihli ve 2012/176 esas, 2012/659 sayılı kararını müteakip sanığın deneme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinin ihbar edilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda sanığın, 5237 sayılı Kanun’un 106/1-1.cümle ve 62/1. maddeleri gereğince 5 ay cezası ile cezalandırılmasına, anılan Kanun’un 51/1. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine ve 1 yıl denetime tabi tutulmasına dair Sivas 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2016 tarihli ve 2016/25 esas, 2017/210 sayılı kararının, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla kendisine herhangi bir yükümlülük yüklenmeyen sanık hakkında denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle hükmün aynen açıklanmasına
karar verilmesi gerekirken, hükmün açıklanmasından sonra kanuni şartları oluşmadığı halde hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işleyen sanık hakkında mahkemece daha önce açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hüküm açıklanırken, ilk hükümden farklı olarak hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesinde isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilebilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağan üstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.(Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kesinleşen bu karar veya hükümlerdeki aykırılıklar başka suretle giderilmesi mümkün olmadığı takdirde, ikincil ve olağanüstü nitelikte olan kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilebilecektir.
CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde, hüküm ve kararlarda, başvurulacak kanun yolu, başvurunun yapılacağı merci, yöntemi ve başvuru süresinin hiçbir tereddüte yer vermeksizin açıkça belirtileceği hükümlerine yer verilmiş olup, bu hükümlere aykırılık aynı kanunun 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni oluşturacaktır. Bu bildirimlerdeki temel amaç sujelerin başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması, bu eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilecek veya eski hale getirme nedeni oluşturacak husus, eksik veya hatalı bildirim nedeniyle bir hakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hale getirme nedeni oluşturmayacaktır. CMK’nın 264. maddesinde ise, kabul edilebilir bir kanun yolu başvurusunda kanun yolunun veya mercide yanılgının, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağı, bu hâlde başvurunun yapıldığı merci tarafından, başvurunun derhâl görevli ve yetkili mercie gönderilmesi gerektiği hükmüne yer verilmiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kararların Açıklanması Ve Tebliği ” başlıklı 35. maddesi;
“1) İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir.
2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, (…) (1) hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur. (1)
3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır.” biçimindedir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10. maddesine göre tebligatın, öncelikle muhatabın beyan ettiği, en son adrese yapılması, bu adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilip, bu adrese tebligatın yapılması, bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres esas alınarak, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından, tebligata, Tebligat Kanunu’nun 23/1-8 ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerekmektedir.
İncelenen dosyada; sanık … hakkında, …’a yönelik tehdit suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davasının açıldığı, yargılama neticesinde Sivas (kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 25/12/2012 tarihli ve 2012/176 esas, 2012/659 sayılı kararıyla sanığın TCK’nın 106/1-1. cümle ve 62/1. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediğinin ihbar edilmesi üzerine yapılan yargılama neticesinde Sivas 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2016 tarihli ve 2016/25 esas, 2017/210 sayılı kararıyla sanığın, TCK’nın 106/1-1. cümle ve 62/1. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, anılan Kanun’un 51/1. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine ve 1 yıl denetime tabi tutulmasına karar verildiği, incelemeye konu hükmün sanığın yokluğunda ve katılanın huzurunda tefhim edildiği, hükümde kanun yolu süresinin sanık için kararın tebliğinden katılan için ise kararın tefhiminden itibaren başlayacağının belirtilmesi gerekirken tebliğ ve tefhiminden itibaren başlayacağının belirtildiği, gerekçeli kararın sanığın mahkemede bildirdiği adrese tebliğe çıkarıldığı ancak adresten taşındığından bahisle 26/04/2016 tarihinde iade edildiği ve buna ilişkin tebligat parçasının dosya içerinde yer aldığı, sanığa tebligat yapıldığına dair başkaca evrakın bulunmadığı, katılana yönelik herhangi bir tebligat yapılmadığı anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
Katılan ….’un yüzüne karşı verilen kararda, kanun yolu başvuru süresinin gerekçeli kararın tefhiminden itibaren başlayacağının belirtilmesi gerekirken “ tebliğ ve tefhiminden itibaren” başlayacağının belirtilmesi suretiyle yanıltıcı ifadenin kullanılması ve bu haliyle tefhimin Anayasa’nın 40/2, CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde öngörülen yöntemlere uygun olarak yapılmayıp, gerekçeli kararın da katılana usulünce tebliğ edilmemesi, ayrıca gerekçeli kararın yokluğunda karar verilen sanığın mahkemede bildirdiği adrese tebliğe çıkarılmasına karşın adresten taşındığından bahisle 26/04/2016 tarihinde iade edilmesi ve sanığa tebligat yapıldığına dair başkaca evrakın bulunmaması, ikincil ve olağanüstü nitelikte olan kanun yararına bozma yasa yoluna ancak, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde başvurulabilmesi karşısında; anılan kararın katılan …’a kanun yolu süresinin tebliğden itibaren başlayacağı şerhini ve diğer kanun yolu başvuru şeklini gösterir şerhi ihtiva eder şekilde yöntemince tebliği, ayrıca gerekçeli kararın yokluğunda karar verilen sanığa usulünce tebliği, temyiz kanun yoluna başvurulması halinde gereğine tevessül edilmesi, temyiz kanun yoluna başvurulmaması halinde ise, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 25/07/2018 gün ve 94660652-105-58-8218-2018-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01/08/2018 gün ve 2018/67122 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesine konu hukuka aykırılık açısından yeniden kanun yararına bozma talebinde bulunulması gerekmektedir.
IV-Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1) Sivas 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 29/03/2016 tarihli ve 2016/25 esas, 2017/210 sayılı kararına yönelik, CMK’nın 309. maddesi koşullarını taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN BU AŞAMADA REDDİNE,
2)Dosyanın, katılan …’a kanun yolu süresinin tebliğden itibaren başlayacağı şerhini ve diğer kanun yolu başvuru şeklini gösterir şerhi ihtiva eder şekilde yöntemince tebliği, ayrıca gerekçeli kararın yokluğunda karar verilen sanığa usulünce tebliği, temyiz kanun yoluna başvurulması halinde gereğine tevessül edilmesi, temyiz kanun yoluna başvurulmaması halinde ise, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 25/07/2018 gün ve 94660652-105-58-8218-2018-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01/08/2018 gün ve 2018/67122 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesine konu hukuka aykırılık açısından yeniden kanun yararına bozma talebinde bulunulması için, mahalline gönderilmesine, sonraki işlemlerin, mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 09/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.