YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5236
KARAR NO : 2019/2203
KARAR TARİHİ : 09.05.2019
Mahkemesi:Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı-k.davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı-k.davalı vekili Avukat … ile davalı-k.davacı vekili Avukat … geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanmakta olup yüklenici tarafından açılan asıl davada, sözleşme gereği kendisine verilmesi gereken bağımsız bölümlerinin tapusunun iptâli ile tescili, arsa sahibi tarafındna açılan birleşen davada ise iskanın alınmaması nedeni ile sözleşmenin feshi, eksikliklerin giderim bedeli ile geç teslim nedeni ile ödenmesi gereken kira bedelinin tahsili talep edilmiş olup mahkemece Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2015/2924 Esas, 2016/1465 Karar sayılı ve 10.03.2016 tarihli bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı-karşı davacı arsa sahibi vekilince temyiz edilmiştir.
Adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 141/3. maddesine göre bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK’da da yer verilmiştir. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK’nın 298/2. maddesinde ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur.HGK’nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık,anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlerle ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.”
Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve Yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır.
Yukarıdaki açıklamalar kapsamında somut olay incelendiğinde; karşı davanın kısa karının 2. bent b fıkrasında “Taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca aylık kira bedeli 1.000,00 TL belirlendiği için 7 ay 14 günlük kira bedeli olan 7.466,66 TL’nin … den alınarak karşı davacı …’ya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine” şeklinde karar verilmesine rağmen hükmün 2-b fıkrasında “Kira tazminatı yönünden davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 3.360,00 TL’nin karşı davalıdan alınarak karşı davacıya verilmesine” yazılmış, ayrıca kısa karar 2-c fıkrasında “Mahkeme veznesine yapmış olan 9.500,00 TL’nin karar kesinleştiğinde davacı-karşı davalı …’ e ödenmesine,” ve 3. bendinde “TBK 97. madde uyarınca birlikte ifa kuralı uyarınca davada hükmedilen 7.466,66 TL kira tazminatının asıl davacı tarafından karşı davacı olan …’ya ödenmesi halinde tapu iptal ve tescil talebinin kabulüne, kararın kesinleşmesi halinde tapu müdürlüğüne müzekkere yazılmasına,” kısımları gerekçeli kararın hüküm kısmında yer almamıştır. Bununla beraber gerekçede; “Mahkememiz tarafından verilen önceki kararlarda mahkeme veznesinde yer alan 9.500,00 TL’nin karşı davacıya ödenmesine yönelik hüküm kurulmuş ise de imara aykırılğın davacı tarafından giderildiği ve hakkında açılan yukarıda bahsi geçen ceza dosyasında düşme verilmesi nedeni ile kendisine ödenmesine” karar verilmesine rağmen hükümde “Mahkeme veznesine yatmış olan 9.500,00 TL’nin karar kesinleştiğinde davalı ve karşı davacıya ödenmesine,” yazıldığı ve bu şekilde kısa karar ile hüküm ve gerekçeli karar ile hüküm arasında çelişki oluşturulmuştur.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı ilamında mahkeme kararında çelişki bulunması halinde bunun mutlak bozma nedeni olacağı belirtilmiştir. Bu durumda anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca mahkemenin önceki kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak suretiyle vicdani kanaatine göre karar verebilmesini teminen diğer yönler incelenmeksizin hükmün temyiz eden yararına bozulması gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı arsa sahibinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 2.037,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı-k.davalıdan alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan davalı-k.davacıya verilmesine, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 353,20 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalı-k.davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalı-k.davacıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 09.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.