Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2019/1122 E. 2019/2896 K. 20.06.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1122
KARAR NO : 2019/2896
KARAR TARİHİ : 20.06.2019

Mahkemesi :Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi(İlk Derece)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’nce verilen kararın temyizen tetkiki davalı vekili tarafından duruşmalı olarak istenmiş, duruşma talebi kabul edilerek 18.06.2019 tarihinde yapılan duruşmaya davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat … geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 23.04.2010 tarihli gemi inşaat sözleşmesinin 18. maddesinde düzenlenen tahkim şartı uyarınca verilmiş bulunan 25.02.2015 tarihli hakem kurulu kararının 6100 sayılı HMK’nın 439. maddesi uyarınca iptâli davasına ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesi’nce hakem kurulu kararının 6100 sayılı HMK’nın 439/2-e bendi ve 439/2-f bendi gereğince iptâline karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında imzalanan 23.04.2010 tarihli “Gemi İnşaat Sözleşmesi”nin 18. maddesinde tarafların aralarında çıkacak uyuşmazlıkların hakem heyeti kararıyla çözüleceği kararlaştırılmış, iş sahibi Safi Denizcilik ve Ticaret İşletmeleri A.Ş. tarafından sözleşmenin 18. maddesi uyarınca tahkim yoluna başvurularak sözleşme uyarınca yüklenici şirket tarafından yapımı üstlenilen geminin geç teslimi nedeniyle 03.01.2013 tarihi ile geminin teslim alındığı 19.07.2013 tarihleri arasındaki 197 günlük döneme ilişkin cezai şartın davalıdan tahsili talep edilmiş, sözleşmenin 18. maddesi uyarınca oluşturulan hakem heyeti tarafından 25.02.2015 tarihinde açılan dava kabul edilerek yapılan inceleme sonunda (taraflar arasında daha önce aynı sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlık nedeniyle hakemlerde görülüp 27.02.2014 tarihinde karar verilen davada belirlenen temerrüt tarihi ve o davada cezai şartın hüküm altına alındığı tarih aralığı gözetilerek) talep gibi 03.01.2013 tarihinden geminin teslim alındığı 19.07.2013 tarihine kadar 197 günlük süre için 689.500 $ cezai şartın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Taraflar arasında yine aynı sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlık nedeniyle sözleşmenin 18. maddesine dayanılarak oluşturulan hakem heyetinde açılan ve daha önce yine iş sahibi Safi Denizcilik ve Ticaret İşletmeleri A.Ş. tarafından yüklenici şirket aleyhine açılan ve iptâl davasına konu olan 25.02.2015 tarihli hakem kararında dayanak olarak gösterilen davada da, diğer talepler yanında sözleşme konusu yüklenici tarafından yapımı üstlenilen geminin süresinde teslim edilmemesi
nedeniyle cezai şart talebinde bulunulmuş, hakem heyetince geminin 28.08.2012 günü yüklenici tarafından teslimi gerekirken iş sahibi şirkete teslim edilmediği sonucuna varılarak iş sahibi şirketin 28.08.2012-03.01.2013 tarihleri arasındaki süre için cezai şart talebi kabul edilerek 27.02.2014 tarihinde 488.000 $ cezai şart alacağının hüküm altına alınan diğer alacak kalemleri yanında davalı yüklenici şirketten tahsiline karar verilmiştir.
Yüklenici şirket tarafından 25.02.2015 tarihli hakem kurulu kararının iptâli istemiyle dava açılması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce “Hakem kurulu tarafından kararın verildiği 25.02.2015 tarihi itibariyle, hakem kurulunun dayanak olarak aldığı 27.02.2014 tarihli (ilk) hakem kurulu kararına karşı açılmış ve sonuçlanmamış iptâl davaları bulunduğu, muacceliyet ve temerrüt olgularının cezai şart başlangıcına esas alınan hususlardan olup, bu olguların 27.02.2014 tarihli ilk hakem kararında değerlendirilip, oluştukları sonucuna varılarak ilk hakem kurulu kararında temerrüt tarihinden dava tarihine kadar cezai şartın hesaplanıp hüküm altına alındığı, ancak 27.02.2014 tarihli ilk hakem kurulu kararına karşı taraflarca iptâl davası açıldığından hakem kurulu kararının ve dolayısıyla temerrüt konusunun kesinleşmediği, iptâli istenen 25.02.2015 tarihli hakem kurulu kararında ise henüz kesinleşmeyen bir hakem kararına (27.02.2014 tarihli ilk hakem kurulu kararına) dayanıldığı, hakemde görülen davanın davalısı yüklenici şirket tarafından ilk hakem kurulu kararının bekletici mesele yapılması istenmesine rağmen bu talebin hakemlerce kabul edilmediği, oysa henüz kesinleşmemiş olan temerrüt hususundaki değerlendirmenin daha sonra açılan davada hakem kurulunu bağlayacağından söz edilemeyeceği, aksinin kabulünün HMK’nın 439/2-e bendinde belirtilen ‘tahkim yargılamasının usul hükümlerine uygun yürütülmemesi ve bu durumun esasa etkili olması’ ve HMK’nın 439/2-f bendinde belirtilen ‘hukuki dinlenilme hakkının ihlâli’ sonucunu doğuracağı, her iki bendin de hakem kararının iptâli nedeni olduğu, hakem kurulunca kesinleşmemiş hakem kararı esas alınarak yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle 25.02.2015 tarihli hakem kurulu kararının HMK’nın 439/2-e ve 439/2-f bentleri gereğince iptâline karar verilmiştir.
Hakem heyeti kararlarının iptâlini düzenleyen 6100 sayılı HMK’nın 439. maddesinde hakem kararlarının hangi hallerde iptâl edileceği sınırlı olarak sayılmıştır. 439. maddenin gerekçesinde de; maddenin 2. fıkrasında tahkimin amacı, niteliği, tarihsel gelişimi gereği ve tahkimde süratı temin etmek için, hakem kararlarının iptâli sebeplerinin sınırlı olarak sayıldığı, hakem veya hakem kurulunun hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı meselesinin bir iptâl sebebi olmadığı açıkça belirtilmiştir. Uygulamada da hakem heyeti kararının esasının, yerinde olup olmadığının hakemlerin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı gibi hususların hakem heyeti kararının iptâli istemli davada tartışma konusu yapılamayacağı kabul edilmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 22.06.2016 gün, 2016/4931 esas, 2016/6886 karar ve 11. Hukuk Dairesi 29.02.2016 gün, 2016/1652 esas, 2016/2111 karar sayılı kararları)
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesi’nce 27.02.2014 tarihli ilk hakem kararına karşı açılmış iptâl davaları bulunduğu, muacceliyet ve temerrüt olgularının cezai şartın başlangıcına esas alınan hususlardan olduğu, ilk hakem kararındaki temerrüt konusunun bu hakem kararına karşı açılan iptâl davaları sonuçlanmadığından kesinleşmediği, iptâli istenen 25.02.2015 tarihli hakem kararında da henüz kesinleşmemiş olan ilk hakem kararındaki temerrüt tarihi ve muacceliyet ile ilgili tespitlerin dayanak alındığı bu durumun hakem yargılamasının usul hükümlerine uygun yürütülmediğini gösterdiği belirtilmiş ise de, muacceliyet, temerrüt tarihi, cezai şartın başlangıç tarihi ile ilgili hususlar işin esası ile ilgili ve maddi hukuka ilişkin olup bu konularla ilgili uygulanacak hukuk kurullarının tespiti ve tahlili hakem heyetine aittir. Bir başka deyişle, hakemlerin temerrüdün oluşup oluşmadığı, temerrüt tarihi ve cezai şartın başlangıcı ile ilgili tespit ve değerlendirmeleri işin esası ile ilgili olup hakemlerin bu konulardaki takdir ve değerlendirmelerinin Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tahkim yargılamasının usul hükümlerine uygun yürütülmemesi ve adil yargılama hakkının ihlâli olarak kabulü doğru olmamıştır. Hakem kurulunun temerrüt tarihi ve muacceliyet ile ilgili olarak 27.02.2014 tarihli ilk hakem kurulu kararındaki tespit ve değerlendirmeleri dayanak almaları da yine hakem kurulunun takdir ve değerlendirmesinde olan maddi hukukun uygulanması kapsamındadır. Hakem kararının yerinde olup olmadığı hakemlerin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı gibi hususlar ise az yukarıda değinildiği üzere hakem heyeti kararının iptâli istemli davada tartışma konusu yapılamaz. Aynı nedenle ilk hakem kararına karşı açılan iptâl davalarının sonucunun beklenmemesi nedeniyle ilk hakem kararındaki temerrüt konusunun kesinleşmediğinin de ileri sürülmesi mümkün değildir. Zira ilk hakem kararına karşı açılan iptâl davalarında da işin esasına yönelik hakemlerce hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığının incelenmesi niteliğinde olan temerrüdün oluşup oluşmadığı, temerrüt oluşmuş ise hakemlerce başlangıç tarihinin yasaya uygun olarak belirlenip belirlenmediği hususlarının incelenmesi mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle hakem heyetinin tahkim yargılaması sürecini yürütürken takdir hakkına sahip olduğu ve uygulanacak hukuk kurallarının tespit ve tahlilini yaptığı hususlar nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi tarafından HMK’nın 439/2-e bendinde belirtilen tahkim yargılamasının usul hukukuna uygun yürütülmediği ve bu durumun esasa etkili olduğu HMK’nın 439/2-f bendinde belirtilen hukuki dinlenilme hakkının ihlâl edildiği (adil yargılanma hakkının ihlâl edildiği) kabul edilerek hakem kararının anılan maddeler uyarınca iptâline karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 2.037,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 218,50 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 6100 sayılı HMK 372. madde hükümleri gözetilerek dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, 20.06.2019 gününde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.