YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/15390
KARAR NO : 2012/20964
KARAR TARİHİ : 08.10.2012
MAHKEMESİ: FETHİYE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Asıl ve birleşen davalarda suya vaki müdahalenin men’i istenilmiştir. Mahkemece asıl ve birleşen davanın görev hususu gözönüne alınarak ayrı ayrı reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı (birleşen dosyada davalı) vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili; müvekkilinin, tespit harici bırakılmış olan komşu taşınmazdaki su kaynağını uzun süredir içme ve sulama suyu olarak kullandığını, ancak davalı köy tüzelkişiliğinin müvekkilinin suya müdahale ettiği iddiasıyla başvurduğu davalı kaymakamlıkça verilen 04.10.2006 tarihli karar ile suya tecavüzün men’ine, bu kaynağının orman sahası içerisinde bulunması nedeniyle … Orman İşletme Müdürlüğüne teslimine, üstün hak sahibi olanların dava açmakta muhtariyetine karar verildiğini, sonrasında davalı kaymakamlıkça gönderilen 11.07.2007 tarihli yazı ile de devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerden çıkmakta olan davaya konu su kaynağının müvekkilince kullanımının engelleneceğinin bildirildiğini ileri sürerek; suya müdahaleye zemin oluşturan kaymakamlık kararlarının men’i ile su kaynağı üzerinde müvekkili lehine kaynak hakkı tesis ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı idare; devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazdan çıkan kaynak sularının 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkındaki Kanun uyarınca il özel idaresinden kiralanarak kullanılması gerektiğini, ancak davacının bu usule uymadan suyu kullandığını savunarak; davanın reddini dilemiştir.Davalı köy tüzelkişiliği; davacının suya müdahale etmesi nedeniyle davalı kaymakamlığa müracaat etmek zorunda kaldıklarını savunarak; davanın reddini dilemiştir.Birleşen 2008/37 Esas sayılı davada ise; davacılar vekili, müvekkillerinin sulama suyu olarak kullandıkları su kaynağına davalının (asıl davanın davacısının) müdahalede bulunduğunu ileri sürerek; müdahalenin men’ine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece; davaya konu kaynak ve tali kaynağın genel su niteliğinde olduğu, genel suyun dağıtımı ve idaresine ilişkin anlaşmazlıkların idari nitelikte olması nedeniyle asıl ve birleşen davanın yargı yolunun idari yargı olduğu gerekçe gösterilerek, asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiş; hüküm, davacı (birleşen dosyada davalı vekili) tarafından temyiz edilmiştir.Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı köyün başvurusu üzerine, davalı kaymakamlığın 3091 sayılı Kanun hükümleri uyarınca aldığı 04.10.2006 tarihli kararla, davacıyı davaya konu su kaynağını kullanmaktan men ettiği, ayrıca davaya konu su hakkında ise bir tahsis ve tevzi kararının bulunmadığı anlaşılmaktadır.3091 sayılı Kanunun idari amirlere tanıdığı yetki, sadece zilyetliğin korunmasına ilişkin olup, bu konuda verilecek olan kararlar uyuşmazlığın adli yargı yerlerine intikalinden önce alınmış bir idari önlem niteliğindedirler.Nitekim istem üzerine, idari mercilerce tecavüz ve müdahalenin men’i ile taşınmazın zilyedine teslimi halinde üstün hakkı olduğunu iddia eden kişilerin, adli yargıdaki ilgili mahkemeye başvurabilecekleri 3091 sayılı Kanunun 7. maddesinde belirtilmektedir.
Öte yandan, dava dilekçesinde belirtilen 11.07.2007 tarihli yazının ise; dava dışı … Mal Müdürlüğü tarafından devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerden su alınması ile ilgili usul ve esasların bildirilmesi amacıyla davacıya gönderildiği ortadadır.Bundan ayrı, birleşen davanın davalısının gerçek kişi olması nedeniyle bu davaya idari yargı yerinde bakılamayacağı da açıktır.Şu durumda mahkemece; uyuşmazlığın niteliğine, davaya konu genel sular hakkında bir tahsis ve tevzi kararının bulunmayışına, birleşen davanın taraflarının gerçek kişi olmasına göre asıl ve birleşen davaların usulünce incelenmesi ve ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bu yön gözardı edilerek yanılgılı değerlendirme ile yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi, usul ve yasaya aykırıdır.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 08.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.