YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11969
KARAR NO : 2013/10323
KARAR TARİHİ : 20.05.2013
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03.11.2011 tarih ve 2011/643-2011/619 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin yurtdışında bulunduğu sırada kardeşi olan davalı …’nun diğer davalılarla birlikte davalı şirketi kurduğunu, haberi olmaksızın şirket ortakları tarafından 5 yıllığına şirket müdürü olarak atandığını, yine adına sahte vekaletname düzenlenmek suretiyle bu sahte vekaletnameye istinaden hisse devri yoluyla şirket ortağı yapıldığını, imzası taklit edilerek şirket adına kararlar alındığını, yine müvekkilinin Türkiye’de bulunmadığı sırada kendisi tarafından keşide edilmiş gibi gösterilen alacaklısının davalı şirket olduğu 16.01.2007 vade tarihli ve 39.000 TL bedelli bono düzenlendiğini ve daha sonra bu senedin dava dışı Denizbank A.Ş.’ne ciro edildiğini, bu senede istinaden de banka tarafından hakkında icra takibi başlatıldığını ileri sürerek, davalı şirkete ortak olmadığının tespiti ile anılan işlem ve kararların yok sayılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar …, …, … ve … vekili, müvekkillerinden …’nın 11.06.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi ile hisselerini Sefa Leblebici’ye sattığını, davacıya satılmış herhangi bir hisse devrinin mevcut olmadığını, bu davalı yönünden davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, diğer davalılar yönünden ise yapılan devirlerin iyi niyetle gerçekleştirildiğini, …’na yapılan devirlerde kullanılan vekaletnamenin sahte olduğunu müvekkillerinin bilmesinin mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar, davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, yapılan tüm işlemlerin sahte belge ile yapıldığı ve bu devirlerden davacının sorumlu tutulamayacağı, hisse devrine yönelik tüm devir sözleşmelerinin TTK’nın 520 ve devamı maddelerine uygun olarak düzenlenmediğinden yasal şartlarını taşımadığı, tüm devirlerin sahte vekaletname ile geçersiz olarak yapıldığı ve yok hükmünde olduğu gerekçesiyle, davalı şirketin kuruluşunda ve sonrasında davacının bu şirkete hiçbir şekilde ortak olmadığının tespiti ile hisse devri ile ortak olduğuna dair kaydın başından itibaren geçersizliğine ve bu geçersiz devir sonucu yapılan müdür atamasının ve buna yönelik tüm işlemlerin yok hükmünde olduğundan iptallerine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, limited şirket hisse devirlerinde kullanılan vekaletnamenin sahte olması nedeniyle hisse devirleri ve buna bağlı olarak yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunun ve şirket ortağı olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, davacı vekili dava dışı noterlikçe tasdik olunan vekaletnamede yer alıp müvekkiline izafe edilen imzaların gerçekte müvekkiline ait olmadığını ileri sürmekte, bu imzaların sahteliğini iddia etmektedir. Noterden tasdikli imzanın inkarı nedeniyle, davacı tarafından açılan dava aynı zamanda 1086 Sayılı HUMK’nın 314. maddesi anlamında (davayı asliye) şeklinde açılmış bir sahtelik davasıdır. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C:II, 1980, sh: 1448,1449, 1504; Necmettin Berkin, Tatbikatçılara Medeni Usul Hukuku Rehberi, Sh: 811; Necip Bilge-Ergun Önen, Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 1978, Sh:579). Öte yandan HUMK’nın 295/f.I ve 1512 Sayılı Noterlik Kanunu’nun 82/f.III maddeleri hükümlerine göre noterlikçe onaylanan imza, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Böyle bir imzanın sahteliği iddiası ise davada kendisine husumet yöneltilen taraflara olduğu kadar vekaletnamedeki imzayı onaylayan notere karşı da ileri sürülmüş bir iddia olup sabit görülmesi halinde noterin Noterlik Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca hukuki sorumluluğuna da yol açabileceği gibi noterin savunması bu davanın sonucunu da etkileyebilir. Şu halde onaylı imzanın sahteliği iddiasının bu imzayı onaylayan noterin taraf olmadığı bir davada incelenip hükme bağlanması usul hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir ( Baki Kuru age. Sh: 1497). Kaldı ki, mahkemece hüküm verilmeden önce yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nın 208/4. maddesi uyarınca da, resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiasının, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabileceği, asıl davaya bakan hâkimin, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre vereceği hüküm altına alınmıştır. Bu durumda mahkemece davacı tarafa ilgili noter aleyhine dava açmak üzere mehil verilerek açtığı davanın işbu davayla birleştirilmesi halinde noterin de savunmaları ve delilleri incelenmek suretiyle hasıl olacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulmalı, notere karşı açılan davanın birleştirilmemesi halinde ise mezkur davanın sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu husus nazara alınmadan davaya bakılarak hüküm kurulması usule aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalılar yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 20.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.