Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2012/16152 E. 2012/21904 K. 17.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/16152
KARAR NO : 2012/21904
KARAR TARİHİ : 17.10.2012

MAHKEMESİ:AİLE MAHKEMESİ

Dava dilekçesinde 13.000,00 TL ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dilekçesinde, davacı ile davalının dava konusu dairenin ½ hissedarı olduklarını, taraflar arasında boşanma davasının mevcut olduğunu, boşanma davası açıldıktan sonra davalının dava konusu daireyi davacının kullanmasını engellediğini ve 01.10.2007 tarihinden beri daireyi kendisinin kullandığını belirterek 01.10.2007-31.10.2008 tarihleri arası 13 aylık ecrimisil bedeli olan 13.000 TL nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Mahkemece; “Taşınmazın tapuda arsa nitelikli kat irtifaklı olarak 6 nolu meskenin 1/2 hissesi davalı 1/2 hissesi ise davacı adına 03/03/2009 tarihinde satın alınarak kaydedilmiştir. Açılan boşanma davası sonucu davalı taşınmazı kullanmayı sürdürmüş, davacı ise anahtarı değiştirilen taşınmazı kullanamadığını belirterek, mülkiyete dayalı ecrimisil (işgal tazminatı) talebinde bulunmuş ve bu hususta davalıya ihtarname de gördermiştir. Davalının da mülkiyet hakkına dayalı olarak taşınmazdan yararlanma hakkı vardır. Davalı, açılan boşanma davası sürecinde ayrı yaşama hakkını aldığından ve taşınmazdan yararlanma hakkını seçtiğinden incelenen boşanma dava dosyasında mahkemece bu hususta bir tedbir kararı verilmediğinden davalı taşınmazı haksız olarak egemenliğinde bulundurmamaktadır. Bu nedenle boşanma davası devam ettiği sürece davalının taşınmazı kullanmasından dolayı davacının talebinin kanuni dayanağı yoktur. Tarafların boşanmalarına henüz karar verilmediğinden, unsurları oluşmayan davanın reddine karar vermek gerekmiş…” gerekçesi ile davacının davasının reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Somut olayda; taraflar 22.03.1999 tarihinde evlenmişler, dava konusu taşınmaz ise evlenme tarihinden evvel 03.03.1999 tarihinde satın alınarak ½ hissesi davacı, ½ hissesi davalı adına kaydedilmiştir.Davacının 02/11/2007 tarihinde açmış olduğu boşanma davasında, … 11.Aile Mahkemesinin 29.09.2009 tarih 2007/380 E. – 2009/645 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 21.02.2011 tarih 2010/1946E.-2011/2792 K.sayılı ilamı ile ”…Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md.166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Taraflar arasındaki boşanma davası eldeki davanın karar tarihinde halen derdesttir.Eldeki dava 13.11.2008 tarihinde açılmış olup, 01.10.2007 – 31.10.2008 tarihleri arasında 13 aylık ecrimisil bedelinin tahsiline ilişkindir.4722 sayılı Türk Medeni Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 10/1.maddesinde “Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 1 yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.”
Buna göre 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden önce evlenen eşler sözleşme ile aralarında herhangi bir mal rejimini seçmedikleri takdirde, haklarında 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi 170. maddesine göre ”Mal ayrılığı rejimi”, bu tarihten sonra ise TMK’nun 202.maddesi gereğince ”Edinilmiş mallara katılma” rejimi geçerlidir.TMK’nun 218. maddesinde ”Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel malların kapsar. Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir.(TMK. md.219/1).
Bu durumda; dava konusu dairenin tescil tarihi itibariyle 743 sayılı Medeni Kanununun 186 vd. maddeleri gereğince eşler arasında mal ayrılığı hükümleri geçerlidir. Somut olayda; tarafların evlendikleri tarihten önce dava konusu dairenin satın alındığı anlaşılmakla davacı mülkiyet hakkını evlilik birliği öncesi kazanmıştır. Bu itibarla davacı kayıt maliki olup, davada Türk medeni Kanunun 683.maddesinden kaynaklanan mülkiyet hakkına dayanmaktadır.TMK’na göre boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin ayrı yaşama hakkı bulunmaktadır. O halde, taraflar ayrı yaşamakla birlikte evliliklerinin devam etmekte olmasının davacının mülkiyet hakkı karşısında taşınmazı davalının kullanmasının haklı ve geçerli nedeni olarak kabul edilemez.Dosyada mevcut tapu kaydının incelenmesinden, tarafların taşınmazda hisseleri oranında malik oldukları görülmektedir.TMK.mad.693’e göre: “Paydaşlardan herbiri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir”. Buna göre, her paydaşın, müşterek mülkiyet konusu şeyin tamamı (veya bir kısmı) üzerinde yararlanma hakkı bulunmaktadır. Bu hak, ne mekân (yer), ne de zaman itibariyle sınırlandırılmıştır. Fakat paydaşlar, bu hususta değişik düzenlemeler getirebilirler. Zira, yasa, yalnızca her paydaşın kullanma ölçüsünü belirtmiştir. Kullanma olanağı sınırsız değilse (müşterek mülkiyet konusu bir apartmandaki asansörden yararlanma gibi), paydaşların örneğin yerce bölünmüş ya da zamanla değişen bir kullanma anlaşmasıyla kullanmanın biçiminde uyuşmaları gerekir.
Açıktır ki, sözkonusu yararlanma, ancak, diğer paydaşların haklarına saygı gösterildiği oranda hukuksal himaye görecektir. Nitekim, Medeni Kanunda, yararlanma hakkının, “diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde” mevcut bulunduğunu kesin bir biçimde belirtmiştir (TMK.mad.693). Kaldı ki, TMK.mad.2 hükmü gereğince de bu sonuca ulaşılacaktır.Paya uyan bir belirtme ve sınırlandırma olmadığı takdirde, her paydaşın, öbürlerine zarar vermemesi kaydıyla taşınmazı kullanma hakkı vardır. Bu hakkın ölçüsü ise, her somut olayda durumun özelliğini gözönünde tutarak araştırılmak gerekir.
Paylı malı, diğer paydaşların hakları ile bağdaşmayan bir biçimde kullanan paydaşlar (davalılar), kullanmayan (davacı) haklarını, rayiç kira üzerinden ve onun payı oranında ödemekle yükümlüdür. Kötüniyetli zilyet, taşınmazın (nesnenin) haksız olarak alıkonulmasından kaynaklanan tüm zararlardan sorumludur.Bu ilkeler ışığında, davacının davalıya çektiği ihtarname de gözetilmek suretiyle belirlenecek ecrimisile hak kazanacağı açıktır.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17/10/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.