YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/15247
KARAR NO : 2012/37154
KARAR TARİHİ : 12.11.2012
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalı işverenin ekonomik ve sosyal üstünlüğünü kullanarak gerçekte işten ayrılma iradesi bulunmadığı halde gönderilen bozma ( ikale ) sözleşmesini imzalamak zorunda bırakıldığını, bozma sözleşmesinin hukuken geçerli olmadığını, davalı işveren tarafından başka sebep gösterilmediğini, anlaşma yoluyla iş sözleşmesinin sona erdirilmesinin söz konusu olmadığını belirterek davalı tarafça yapılan feshin geçersizliği ve yasal hakları ile birlikte işe iadesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, iş sözleşmesinin bozma sözleşmesi ile sona erdiğini, davacının bozma sözleşmesi yapmakta makul yararının bulunduğunu, davacının kendi istemi ve arzusu dışında dilekçe vermesinin ve iradesinin fesada uğratıldığına ilişkin iddialarının doğru olmadığını, davacının sözleşmeyi imzalarken herhangi bir çekince koymadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, iş sözleşmesinin ikale sözleşmesi ile sona erdirildiği, ancak ikale sözleşmesinin geçerli olmadığı sonucuna varılmakla davanın kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Taraflar arasındaki iş ilişkinin “bozma sözleşmesi” yoluyla sona erip ermediği hususu uyuşmazlık konusudur.
Bozma sözleşmesi (ikale) yasalarımızda düzenlenmiş değildir. Sözleşme özgürlüğünün bir sonucu olarak daha önce kabul edilen bir hukuki ilişkinin, sözleşmenin taraflarınca sona erdirilmesi mümkündür. Sözleşmenin, doğal yollar dışında tarafların ortak iradesiyle sona erdirilmesi yönündeki işlem ikale olarak adlandırılır.
İş Kanununda bu fesih türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklama (icap), ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur.
Bozma sözleşmesinde icapta, iş ilişkisi karşı tarafın uygun irade beyanı ile anlaşmak suretiyle sona erdirmeye yönelmiştir. Bu sebeple, ikale sözleşmesi akdetmeye yönelik icap, fesih olarak değerlendirilip, feshe tahvil edilemez.
Bu anlamda bozma sözleşmesinin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği Borçlar Kanunu hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin bozma sözleşmesi yoluyla sona erdirilmesi, iş hukukunu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda iş sözleşmesinin yorumunda olduğu gibi, genel hükümlerin yanı sıra iş hukukundaki “işçi yararına yorum” ilkesi de göz önünde bulundurulacaktır.
Borçlar Kanunun 23-31 maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin, bozma sözleşmeleri yönünden titizlikle ele alınması gerekir. Bir işçinin bozma sözleşmesi yapma konusundaki icap veya kabulde bulunmasının ardından işveren feshi haline özgü iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak istemesi ve yasa gereği en çok bir ay içinde işe iade davası açmış olması hayatın olağan akışına uygun düşmez.
İş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu halde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Her şeyden önce bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. İş ilişkisinin bozma anlaşması yoluyla sona erdirildiğine dair örnekler 1475 sayılı İş Kanunu ve öncesinde hemen hemen uygulamaya hiç yansımadığı halde, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı İş Kanunu sonrasında giderek yaygın bir hal almıştır. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla fesih gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin bertaraf edilmesi şüphesi ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında, tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, bozma sözleşmesi yapma konusundaki icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır. Dairemizin 2008 yılı kararları bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 21.4.2008 gün 2007/31287 E, 2008/9600 K).
Bozma sözleşmesi yoluyla iş sözleşmesi sona eren işçi, iş güvencesinden yoksun kaldığı gibi, kural olarak feshe bağlı haklar olan ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamayacaktır. Yine 4447 sayılı Yasa kapsamında işsizlik sigortasından da yararlanamayacaktır. Bütün bu hususlar, iş hukukunda hâkim olan ibranamenin dar yorumu ilkesi gibi, hatta daha da ötesinde, ikale sözleşmesinin geçerliliği noktasında işçi lehine değerlendirmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Tarafların bozma sözleşmesinde ihbar ve kıdem tazminatı ile iş güvencesi tazminatı hatta boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklardan bazılarını ya da tamamını kararlaştırmaları da mümkündür. Bozma sözleşmesinin geçerliliği konusunda bütün bu hususlar dikkate alınarak değerlendirmeye gidilmelidir.
Bozma sözleşmesinde kıdem tazminatının ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde, kıdem tazminatı 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesine göre hesaplanmalı ve anılan maddedeki kıdem tazminatı tavanı gözetilmelidir. Belirtmek gerekir ki, sözü edilen Yasada düzenlenen kıdem tazminatı tavanı mutlak emredici niteliktedir.
Somut olayda davalı kooperatif yönetim kurulu tarafından 28.08.2007, 22.04.2008 ve 29.09.2009 tarihli tarihli kararlarıyla teşkilattan kendi isteği ile ayrılmak isteyen personelin kıdem ve ihbar tazminatları ile sosyal haklarının ödenmesi kaydıyla iş sözleşmelerinin karşılıklı olarak sonlandırılması ( ikale sözleşmesi) işlemlerine devam edilmesine ve bu şekilde iş sözleşmesi sonlandırılan personele Toplu İş Sözleşmesinin 39.maddesinde belirtilen ek hakların ödenmesine ve sonrasında ibralaşılmasına devam edilmesine karar verildiği görülmüştür.
Davalıya ait işyerinde müdür olarak çalışan davacının, kimlik bilgilerini yazmak suretiyle imzaladığı ve tarih kısmı boş bırakılmış ikale sözleşmesi ile “ yaşlılık aylığı almaya hak kazanan işçinin Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulunun 22.04.2008 tarih ve 162 sayılı kararından yararlanmak istediğine ilişkin beyanına istinaden İş
Kanunundan doğan yasal hakları, Toplu İş Sözleşmesi ile tanınan hakları ile 39.maddedeki ek hakların ödenerek ( kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer sosyal hakları) karşılıklı anlaşma ve ibra yoluyla sonlandırıldığı” na dair yazılı talepte bulunması üzerine davalı tarafından 03.01.2011 tarihli fesih bildirimi ile iş sözleşmesinin İş Kanununun ve Personel Yönetmeliğinin ilgili hükümleri ile yapılan ikale sözleşmesi de dikkate alınarak feshedildiği, hizmet süresi için Toplu İş Sözleşmesinin 34.maddesi gereğince kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve Toplu İş Sözleşmesinin 39.maddesinde belirtilen ek hakların ödenmesinin uygun görüldüğü bildirilmiştir.
Davacı dilekçenin zorla imzalatıldığını ileri sürmüş ise de, bu konuda tanıkların duyuma dayalı beyanlarından başka delil sunmamıştır. İkale sözleşmesinin, daha önce matbu olarak hazırlanması ve davacı tarafından kimlik bilgileri yazılmak ve imzalanmak suretiyle işverene gönderilmesi ve işveren tarafından da tarih yazılmak suretiyle imzalanması tek başına geçersiz olduğunu göstermez. Mevcut delil durumuna göre iş sözleşmesinin ikale ile sona erdiği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkeme kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın REDDİNE,
3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
4-Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 70.00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.200 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, kesin olarak oy birliğiyle 12.11.2012 tarihinde karar verildi.