Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/2392 E. 2013/10613 K. 22.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2392
KARAR NO : 2013/10613
KARAR TARİHİ : 22.05.2013

MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Sulh Hukuk (Şişli 1. Sulh Hukuk) Mahkemesi’nce verilen 12.11.2009 tarih ve 2009/811-2009/1489 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 18/08/2008 tarihinde şebekeden bina içine giren plastik borunun patlamasıyla oluşan dahili su akıntısının davacı şirkete iş yeri sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan iş yerinin ve içinde bulunan eşyaların hasarlanmasına neden olduğunu, davacı tarafından sigortalıya 01/12/2008 tarihinde 1.838,00 TL hasar tazminatının ödendiğini, olayda davalının tam kusurlu olduğunu ileri sürerek, 1.838,00 TL’nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, olayın tam yargı davasının konusunu oluşturduğunu, mahkemenin görevli ve yetkili olmadığını, meydana geldiği belirtilen hasarda idarenin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, davacı … şirketinin eksperi tarafından belirlenen zarar bedelinin hangi kriterler göz önünde bulundurularak tespit edildiğinin belli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi hükmünce davacının talebinin tam yargı davası niteliğinde bulunduğu, çözüm yerinin idari yargı olduğu gerekçesiyle, yargı yolu yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, işyeri sigorta poliçesine dayalı rücuan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda anılan gerekçeyle yargı yolu yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, 6762 Sayılı TTK’nın 18’inci maddesinde kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları belirtilmiş, aynı yasanın l2/11’inci maddesinde su, gaz, elektrik dağıtım, telefon, radyo ile haberleşme ve yayın yapma gibi işlerle uğraşan müesseselerin ticarethane sayılacakları hükme bağlanmıştır.
Davalı İSKİ Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu hakkındaki 2560 sayılı Kanun’da bu kurumun genel kurul, yönetim kurulu ve genel müdürlük ile yönetileceği denetçileri vasıtasıyla denetim yapılacağı, yıllık faaliyet ve yatırımlarının bilançolarda belirlenip, genel kurulun onayına sunulacağı ve bütçesinin kamu iktisadi teşebbüslerinde uygulanan bütçe formülüne göre düzenleneceği açıklandığına göre, bu kuruluşun özel hukuk hükümlerine göre idare edilen bir kamu kuruluşu olduğunun kabulü gerekir.
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 2560 sayılı Kanuna tabi olan İSKİ Genel Müdürlüğü’nün “gördüğü hizmet kamu hizmeti ise de, faaliyetini özel hukuk kuralları altında yapması itibariyle TTK’nın 18/1’inci maddesi anlamında tacir sayılacağını ve tacir olan davalı ile davacı arasındaki haksız fiilden kaynaklanan (TTK’nın 3 ncü maddesi) davaya bakma görevinin adli yargının görevine girdiğini YHGK’nın 2l.09.1983 gün ve Esas 1980/11-2721 Karar, 1983/323 sayılı kararında benimsenmiştir.
Her ne kadar 12.02.1959 gün 1958/17 Esas-1959/15 Karar sayılı idari eylemlerle ilgili bir içtihadı birleştirme kararı varsa da 23.11.1981 tarihinde yürürlüğe giren 2560 sayılı Yasa’nın hükümleri karşısında bu içtihadı birleştirme kararının ASKİ ve İSKİ bakımından uygulama alanın kalmadığı sonucuna varılmalıdır. Nitekim bu kurallar, YHGK’nun 29.11.1995 gün 1995/11-647, 1043 Karar sayılı içtihadında aynen benimsenmiştir.
Bu itibarla, tacir olan davalı İSKİ Genel Müdürlüğü ile davacının sigortalısı arasında haksız fiilden kaynaklanan davaya bakma görevinin adli yargıya ait olduğu gözönünde bulundurularak, işin esasına girilmesi, taraf delillerinin toplanarak hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.