YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11606
KARAR NO : 2013/10300
KARAR TARİHİ : 20.05.2013
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Geyve Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21.12.2011 tarih ve 2009/242-2011/794 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka nezdinde bulunan internet bankacılığı hesabından bilgi ve rızası dışında başkaca hesaplara para transferi gerçekleştirildiğini, davalı bankanın gerekli önlemleri almayarak kusurlu davrandığını ileri sürerek, 40.000,00 TL’nin 19.09.2008 tarihinden itibaren işleyecek T.C. Merkez Bankası tarafından açıklanan ve yeni türk lirası üzerinden uygulanan en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın öncelikle zamanaşımı nedeni ile reddine, bu talepleri kabul edilmezse davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davalı bankanın olay tarihi itibariyle üzerine düşen tüm güvenlik önlemlerini aldığı, davalı bankaya izafe edilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine akrar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1)Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan vadeli mevduat hesabında bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Buna göre, mevduat sözleşmesi ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Yine BK’nın 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile birlikte iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, dolandırıcılık eylemi müşteriye değil bankaya karşı gerçekleştirilmekte ve mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda ise, mahkeme benimsediği bilirkişi raporu ile kişisel bilgilerini iyi saklayamadığı, bankanın üzerine düşen tüm güvenlik önlemlerini aldığı gerekçesiyle davacıyı meydana gelen zararda kusurlu kabul etmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi ispat yükü kendisinde olan davalı banka, davacının şifre ve parolasının davacının kusuru ile ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır. Ayrıca davalı bankanın olay tarihinde tek kullanımlık şifre gibi zararı engelleyecek teknolojik imkânlara sahip olduğu halde bunları kullanmaması ve internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasını zorunlu kılmayıp, somut olayda davacının inisiyatifine bırakması, zararın doğmasında başlıca etkenler olup, davalı bankanın zarardan sorumlu bulunduğu açıktır.
Bunun yanı sıra, davacıya güvenlik enstrümanlarını kullanmadan işlem yapma yetkisinin davalı banka tarafından verilmiş olması karşısında, bunları kullanmadan işlem yapan davacının kusurlu olduğunun kabulü de mümkün değildir.
O halde somut olayda tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle davacının kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.