YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/16016
KARAR NO : 2012/21232
KARAR TARİHİ : 10.10.2012
MAHKEMESİ:AİLE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dilekçesinde, tarafların … 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.10.2001 tarih ve 2001/1012 E.-2012/846 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, boşanma protokolünde davalı lehine 200 TL yoksulluk nafakasının her yıl %60 oranında artırılmasının taraflarca kabul edildiğini, boşanmadan sonra ekonomide yaşanan değişimler sonucu davacının ekonomik ve sosyal durumunun kötüleştiğini belirterek nafaka ve nafaka artış oranının öncelikle kaldırılmasına, bu talebin kabul edilmemesi halinde nafaka ve nafaka artış oranının yeniden düzenlenerek indirilmesine ve yeniden uyarlanmasını talep ve dava etmiştir.Davanın kısmen kabulü ile … 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin, 24/10/2001 tarih 2001/1012-846 karar sayılı ilamı ile davalıya bağlanan 200 TL ve dava tarihi itibariyle 8589,92 TL olan yoksulluk nafakasının dava tarihi itibari ile 6.000 TL olarak belirlenmesine ve dava tarihinden itibaren her yıl EFE-ÜFE deki artış oranında artırılarak davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.TMK’nun 175.maddesine göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Aynı yasanın 176/4. maddesine göre de tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu sağlaması gerekmektedir.Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder.Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.Ancak karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir.Dosyada davacı hakkında yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırmasında; davacının ayakkabı imalatçısı olduğu, aylık gelirinin 1000 TL olduğu, ayrıca 1750 TL emekli aylığı olduğu, üzerine kayıtlı bir evi olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.Davacı vekili 26.04.2012 tarihli dilekçesi ile davacının hissedarı olduğu şirketin ticari faaliyetine son verildiğini beyan etmiş,bu husus mahkemece araştırılmamıştır.Buna göre mahkemece; davacının hissedarı olduğu şirketin ticari faaliyetinin devam edip etmediği, şirketle ilgili olarak, hisse miktarları ve ne kadar gelir elde ettiği hususlarındaki deliller tam olarak toplanıp ve bu konuda gerekirse bilirkişi incelemesi yapılıp, davacının tüm gelir ve mal varlığı tam olarak tesbit edilip, boşanma ve sonrası (şimdiki hali) mali durumu tam olarak tesbit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu konuda deliller tam olarak toplanmadan eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.