Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/5234 E. 2013/8353 K. 26.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5234
KARAR NO : 2013/8353
KARAR TARİHİ : 26.04.2013

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … …. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30…2011 tarih ve 2008/240-2011/643 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket tarafından müvekkiline verilen yüksek faiz ve yatırılan paraların her an geri çekilebileceği garantisi üzerine, müvekkilinden ….07.1999 ile 01.01.2001 tarihleri arasında toplam 33.500.00 DM tahsil edilerek karşılığında davalı holding adına düzenlenmiş tahsilat makbuzlarının verildiğini ancak geri ödemelerin yapılmadığını, müvekkilinin zararından paranın tahsil edildiği tarihte yönetim kurulu başkanı olan davalı …’in sorumlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalılarca hisse senedi devri yapılamayacağının tespitini, yasalara aykırı şekilde kurulan taraflar arasındaki ilişkinin hükümsüzlüğünü ve ….500,00 DM (….128,27 €)= 32.982,… TL’nin en yüksek ticari faizi ile birlikte müvekkiline iadesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Mobella Holding A.Ş. vekili, müvekkilinin banka gibi çalışan, faiz vermek amacıyla para toplayan bir kurum olmadığını, davacı vekilince sunulan tahsilat makbuzlarının üçüncü kişilerce her zaman düzenlenebileceğini, bu nedenle müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, davacı tarafından müvekkili şirkete ortak olduğunun ispat edilmesinin gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili, müvekkilinin davalı şirketin en büyük hissedarı olup bir dönem bu şirketin yönetim kurulu başkanlığı yaptığını, müvekkilinin davalı şirketin hak ve borçlarından şahsi olarak sorumlu tutulamayacağını, öncelikle davacının davalı şirkete hissedar olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; iddia, savunmalar, bilirkişi raporu ve tahsilat makbuzu asıllarına göre, davacının davalı şirkete toplam 33.500,00 DM’yi ortak olmak amacıyla yatırdığı, ancak davalı şirket kayıtlarında davacının ortaklığına rastlanmadığı, makbuzlarda imzası bulunan
şahısların davalı şirket adına hareket eden kişiler olduğu, davalılarca alınan bu para karşılığında hisse verildiğinin ispatlanamadığı, bu nedenle davalı şirketin dava tarihi itibarı ile 35.529,… TL zenginleştiği, davalı … hakkında açılmış ceza davaları ve mülga …’nın 336. maddesi hükmü karşısında davalı şirketi iyi yönetmediği ve davacının zarara uğramasında sorumluluğunun bulunduğundan davalılardan 32.982,… TL’nin tahsilinin zorunlu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 35.529,… TL’nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı … vekili temyiz etmiştir.
…- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. 6100 sayılı HUMK’nın 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Bu kurallar yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta denilebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun ….04.1992 gün ve 1991/… Esas, 1992/… sayılı Kararı’nda da, kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağına içtihat edilmiştir. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi, ayrıca gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluktur.
Somut olayda mahkemece, kararın gerekçe kısmında, “32.982…. TL” alacağın kabulüne karar verildiği belirtilmişse de, hüküm kısmında “35.529…. TL” alacağın davalılardan tahsiline karar verilerek, gerekçede yer verilmeyen alacak miktarına hüküm kısmında yer verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması doğru görülmemiş, kararın bu gerekçeyle bozulması gerekmiştir.
…- Bozma neden ve şekline göre, davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (…) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (…) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı …’e iadesine, ….04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.