YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7740
KARAR NO : 2013/12264
KARAR TARİHİ : 11.06.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 01/08/1994 tarihinden Emekli Sandığı iştirakçisi olduğu 20/10/1998 tarihine kadar sigortalı olarak geçen hizmet sürelerinin saptanarak bu hizmetlerinin sicil kayıtlarına geçirilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı ile davalılardan … … Kurumu vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı … Başkanlığının tüm temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacının temyiz itirazlarına gelince;
Dava, davacının …8.1994 tarihinden, Emekli Sandığı iştirakçisi olduğu 20.10.1998 tarihine kadar davalı … Müdürlüğünde geçen ve Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, bu sonuca yanlış değerlendirme ile gidilmiştir.
Uyuşmazlık; davada hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Somut olayda; davacı ile davalı … arasında …10.1995 tarihinde istisna sözleşmesi imzalandığı, yine aynı şekilde taraflar arasında davacının II. Prod. Amir Yardımcısı olarak görev yaptığına ilişkin 6.10.1995 – …12.1997 tarih aralığında imzalanan istisna sözleşmelerinin olduğu, davacının 20.10.1998 tarihinden davanın açıldığı 20….2010 tarihine kadar 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri kapsamında iştirakçi olarak davalı işveren … Kurumu Genel Müdürlüğü’ne ait işyerinde atama yoluyla kesintisiz çalıştırıldığı, davacının isteminin, …8.1994 – 20.10.1998 döneminde bu işyerinde hizmet akdine dayalı olarak ara vermeksizin geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti istemine ilişkin olduğu görülmüştür.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup, anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden 79’uncu maddeyle getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanunun kabul edildiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, ……1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra …6.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun üçüncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak kabul edilmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Buna göre; ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun/aylık prim ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki, değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, … (…) Başkanlığı’na aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur. Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiçbiri gerçekleşmemiş olsa da … Başkanlığı’na aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde ilgili yönünden hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz.
Diğer taraftan; işyerinde hizmet akdine dayanılarak zorunlu sigortalı olarak 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamında çalıştırılanların, aynı işyerinde ara vermeksizin/kesintisiz 5434 sayılı Kanuna tabi çalışmalarını sürdürmeleri durumunda, 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrası gereğince açılan tespit davaları yönünden hak düşürücü süre irdelenirken, … … hakkının anayasal güvenceye sahip, vazgeçilmez temel insan haklarından olması, … … ile ilgili tüm kurumların 20.05.2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 sayılı … … Kurumu Kanunu ile tek çatı altında birleştirilmesi olgusu ve “sigortalı yararına yorum” ilkesi birlikte gözetildiğinde, anılan fıkradaki “hizmet” kavramının, “her iki kanun hükümleri kapsamında kesintisiz gerçekleşen çalışma” olarak anlaşılması ve buna göre değerlendirme yapılması, başka bir anlatımla, hak düşürücü süre başlangıcında, 5434 sayılı Kanuna tabi çalışmanın sona erdiği güne ait yıl sonunun esas alınması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.04.2011 gün ve 2011/10-52 Esas – 2011/221 Karar, 28.09.2011 gün ve 2011/10-441 Esas – 2011/574 Karar, 07.12.2011 gün ve 2011/10-641 Esas – 2011/741 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında, hak düşürücü sürenin işlemesine engel durum ve olguların bulunmadığı inceleme konusu işbu dava bakımından; davacının davalı işverene ait işyerinde 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olarak istihdam edilmeye başlandığı 20.10.1998 tarihine kadar ara vermeksizin hizmet akdine dayanılarak çalıştırıldığı yönündeki iddia kapsamında yöntemince inceleme ve araştırma yapılmalı, kesintisiz hizmetin varlığı kanıtlandığı takdirde davanın hak düşürücü süreye uğramadığı benimsenmeli ve toplanan deliller değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi hizmet dikkate alınmaksızın hak düşürücü süre hesaplanarak yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve sair yönleri incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 11/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.