Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2018/3513 E. 2019/3182 K. 04.07.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/3513
KARAR NO : 2019/3182
KARAR TARİHİ : 04.07.2019

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat … geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, eser sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle bakiye imalât bedeli, yoksun kalınan kar, malzeme bedeli alacaklarının tahsili istemine ilişkin olup mahkemece ıslah gözetilerek davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı vekilince süresi içinde temyiz edilmiştir.
Davacı vekili 28.08.2014 tarihinde taraflar arasında fuarda kullanılacak standların bakımı, aydınlatılması, montajı, taşınması, elden geçirilmesi gibi hizmetlerin icrası için sözleşme yapıldığını, edimlerin ifasına rağmen ilk aşamayla ilgili ödenmemiş, 135.000,00 TL ile akdin feshi nedeniyle gerçekleştirilemeyen 2,3,4. aşamalardan dolayı mahrum kalınan kar payı karşılığı şimdilik 10.000,00 TL, teslim edilmeyen alet ve edevat karşılığı 10.200,00 TL olmak üzere toplam 155.200,00 TL’nin davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, sözleşmenin haklı feshedildiğini, davacının kötüniyetli olduğunu, hiç bir taahhüdün yerine getirilmediğini, davacının ilk anlaşmanın yapıldığı Ağustos ayından teslim ayı olan Kasım ayına kadar iş yapmadığını, işçi ve hizmet belgelerini teslim etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Uyuşmazlık, 19-22 kasım 2014 tarihinde CNR Expo Fuar Merkezinde düzenlenecek, Home Teks Fuarında kullanılacak standların, bakım, montaj, taşıma, elden geçirilme, aydınlatma, temizleme, extra malzeme hizmetlerinin yapılmasına yönelik sözleşmenin, davalı tarafça feshinin haklı olup olmadığı, iş sahibi kusurlu olarak sözleşmeden dönmüş ise yüklenicinin isteyebileceği olumlu zararın nelerden ibaret olduğuna ilişkindir.
Davaya konu sözleşme incelendiğinde: işin dört aşamada yapılacağı, tamamı 18 TL/m2 + KDV üzerinden hesaplanarak, ilk üç aşamada, her aşama sona erdiğinde 150.000,00 TL ödeneceği, iş bitiminde toplam metraj netleştirilip, mutabık kalınan bakiyenin ödeneceği, işin 16.11.2014 tarihinde saat 18.00’de teslim edileceği, yüklenicinin çalışanlarının sigorta, yevmiye, yemek ulaşım, tek tip giysi ihtiyaçlarından sorumlu olduğu,
taraflardan birinin, karşı yanın sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle tanıyacağı süre içinde ihlalin devam etmesi halinde ve karşı tarafın çalışma faaliyetini tümüyle veya önemli ölçüde durdurması veya tasfiyeye gitmesi halinde sözleşmeyi feshedebileceği görülmektedir.
Sözleşmenin birinci aşamasında belirlenen işlere karşılık davacıya, 15.000,00 TL ödeme yapan davalının, … 40. Noterliği’nden 7.11.2014 tarih 28996 yevmiye nolu ihtarı göndererek, kendisine ürün ve malzeme teslimine ilişkin bilgi verilmediği, işin süresinde bitip bitmeyeceğinin belirsiz olduğu, işçilerin sigortalarının yatırılmadığı gerekçeleriyle güveninin sarsıldığını, çekilmez hale gelen sözleşmeyi feshettiğini bildirdiği, ancak bu ihtarnamenin davacıya işin teslim tarihinden ve dava açıldıktan sonraki 13.01.2015 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Fesih bildirimindeki hususlar incelendiğinde; birinci aşamadaki işlerin daha çok sayım ve ayıklamaya ilişkin olduğu, getirtilen SGK kayıtlarından işçilerin sigorta bedellerinin yatırıldığı, sabıkalı işçi çalıştırıldığı kanıtlanmadığı gibi sözleşmede buna dair bir engel bulunmadığı,fesih gerekçelerinin düzeltilmesi için süre verilmediği, görülmektedir.
Bu durumda dosya kapsamına göre; mahkemenin, sözleşmenin feshinde davalı yüklenicinin kusurlu ve haksız olduğunun kabulüne ilişkin saptaması doğru ise de; sözleşmenin haksız feshi nedeniyle yüklenicinin uğradığı kâr mahrumiyeti alacağının, sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nın 408. maddesindeki kesinti yöntemine uygun ve denetime elverişli biçimde hesaplandığından söz edilemez.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, alınan bilirkişi raporları hüküm vermeye elverişli değildir. Davacı yüklenici davalı iş sahibidir. Taraflar arasında imzalanan sözleşme birim fiyatlı kararlaştırılmış olup, öncelikle davacı yüklenicinin yapmış olduğu imalâtın kanıtlanması gereklidir. İsbat külfeti davacıda olup, davacı kanıtlayabildiği imalâtların bedelini isteyebilir. Bu konuda mahkemece yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığı gibi, kâr kaybı konusunda da Dairemizin yerleşik içtihatlarına uygun rapor alınmamış olup, mahkemece resen yapılan hesaplama da bu yönteme uygun değildir.
Türk Borçlar Kanunu 112. maddesine göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Düzenleme kapsamına göre tazminat istenebilmesi için alacaklının zarara uğramış olması gerektiğinden, uğranılmış bir zarar karşılığı olmayan miktara tazminat olarak hükmedilemez. Burada zarar kapsamı net ve gerçek zarar olarak düzenlenmiştir. Net ve gerçek zarar, malvarlığındaki gerçek eksilmeyi ifade eder. Bu nedenle müspet zararın tazmini halinde malvarlığının ulaşacağı değerin, sözleşmenin ifası halinde malvarlığının ulaşacağı değeri geçmemesi gerektiği gözetilerek hesaplama yapılmalıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi, sözleşmelerde; borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararını isteyebilmedir.
“Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar: Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Diğer bir
anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüde düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrüdü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur (Prof. Dr. H. Tandoğan Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s. 426 vd.).
Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir.” (Örnek: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.07.2006 tarihli, 2006/13-499 Esas, 2006/507 Karar sayılı ilâmı).
Müspet zarar olan kâr kaybı, yukarıdaki hükümlerin de sonucu olarak kâr elde edememek nedeniyle malvarlığındaki gerçek eksilme esas alınarak belirlenmelidir. Gerçek eksilmenin belirlenmesi konusunda hizmet sözleşmeleriyle ilgili olarak TBK’da düzenlenen 408 ve 438. maddelerdeki kesinti yöntemi esas alınmalıdır. 408. maddede iş sahibinin temerrüdü nedeniyle istenebilecek ücret hesabı, 438. maddede ise iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle istenebilecek zarar hesabı düzenlenmiştir. 408. madde işverenin engellemesi sebebiyle yapmaktan kurtulunulan giderler ile başka bir iş yaparak kazanılan veya kazanmaktan bilerek kaçınılan yararların indirilmesini, 438. madde ise sözleşmenin sona ermesi yüzünden tasarruf edilen miktar ile başka bir işten elde edilen veya bilerek elde etmekten kaçınılan gelirin indirileceğini düzenlemiştir. Her ikisi de indirim unsurları olarak benzer düzenleme içermekte olup, öğreti ve uygulamada bu hesaplama, kesinti yöntemi olarak adlandırılmaktadır. TBK’daki kesinti yöntemi hizmet sözleşmelerine ilişkin olmasına rağmen, diğer sözleşmelerin haksız feshi halinde de kıyasen uygulanması gerekir. Hukuk Genel Kurulu’nun 12.05.2010 tarih, 2010/14-244 Esas, 2010/260 Karar sayılı ilâmında da iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde, kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunu’ndaki kesinti yönteminin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.
Kesinti yöntemine göre yüklenicinin fesih sebebiyle yapamadığı sözleşme konusu işlerin geri kalan kısmından dolayı mahrum kaldığı kâr kaybının, öncelikle yapılmayan işin sözleşmenin feshi tarihindeki bedelinin (eser tamamlanmış, borç ifa edilmiş olsaydı yüklenicinin eline geçecek bedel ile sözleşmesine göre yapılan imalât sebebiyle yükleniciye ödenen ya da ödenecek bedel farkı) tespit edilmesi, bulunacak bu bedelden, yüklenicinin işi fesih sonucu tamamlamaması sebebiyle sağladığı tasarruf (malzeme, işçilik, sigorta, vergi vs. masraflar) ile bu süre içinde başka bir iş yapıp çalışmışsa ya da başka bir iş yapmaktan kaçınmışsa, kazanabileceği miktarlar belirlenip, bulunacak bu miktarların ilk olarak bulunan yapılmayan iş bedelinden çıkartılarak hesaplanması gerekir.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen ilke ve kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında kâr kaybı hesabı yönünden kesinti yöntemine uygun inceleme yapıldığından söz edilemeyeceğinden, mahkemece 6100 sayılı HMK 281. maddesi gereğince kesinti yöntemine göre hesaplama yapılması için hükme esas alınan raporu düzenleyen son bilirkişi heyetinden ek rapor
alınması; alınan ek raporun yeterli olmaması halinde, gerekirse bu yönde önceki bilirkişilerden farklı yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak rapor alınması,davacının kanıtlayabildiği tüm imalât kararlaştırılan birim fiyatla hesaplanıp ayrıca kalan işin kâr kaybının kesinti yöntemiyle hesaplanması, kanıtlanan 10.200,00 TL malzeme bedeli ilave edildikten sonra ödenmiş bulunan 15.000,00 TL mahsup edilerek davacının talebi ıslah dilekçesi de gözetilerek hüküm altına alınmalıdır.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece kesinti yöntemine uygun olmayan hesaplama yapılarak yazılı şekilde kâr kaybına hükmedilmesi doğru olmamış, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2.037,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine,
karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 04.07.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.