YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/956
KARAR NO : 2013/14965
KARAR TARİHİ : 30.09.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vek. Av. … ile davalı vek. Av. … ‘ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacılar vekili, icra takibine konu 20.04.2010 tanzim tarihli toplam 750.000,00 TL. meblağlı 3 adet bonodaki borçlu imzasının müvekkili iş ortaklığının yetkili temsilcisine ait olmadığını, imzaların iş ortaklığının ortaklarından … İnş. Tic. Tur. San. Tic. Ltd. Şti. yetkilisi …’ın imzasına benzediğini, ancak adı geçenin iş ortaklığı adına borçlanma ve kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisinin bulunmadığını, iş ortaklığının bonoların tanzim tarihi itibariyle borç paraya ihtiyacının bulunmadığını, davalıdan herhangi bir hizmet veya mal alınmadığını ileri sürerek müvekkili iş ortaklığı ve iş ortaklığını oluşturan ortakların takip dosyasında borçlu olmadığının tespitine ve takip dayanağı bonoların iptaline, %40 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, icra takibine konu 3 adet bononun davacı …Ltd. Şti. Ve . İnşaat ve san. Tic. Ltd. Şti. Ortak girişim temsilcisi … tarafından ortak girişim kaşesi ile imzalanarak yetkili olduğunu gösterir noter onaylı vekaletname ve iş ortaklığı sözleşmesi ile birlikte müvekkiline verildiğini, bono meblağlarının tamamının …’a elden verilmeyip, müvekkilinin başkanı olduğu … Şirketler Grubu çalışanları tarafından davacı …..Ltd. Şti.’nin hesaplarına havale edildiğini ileri sürerek davanın reddi ile %40 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda toplanan delillere göre; adi ortaklığın (şirketin) tüzel kişiliği olmadığı için taraf ehliyetinin olmadığı, adi ortaklığa ilişkin davalarda adi ortaklığı oluşturan kişilerin (şirketlerin) taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerektiği, bu bağlamda adi ortaklık tarafından açılacak davaların bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerektiği, adi ortaklıktaki şirketlerden … adına beyanda bulunan …’ın açılan davaya icazet vermediği, adlarına yapılan temsilin yetkisiz olduğu şeklindeki beyanı gözetilerek bu durumda adi ortaklığın taraf ehliyeti olmadığından davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmiş, hüküm davacı iş ortaklığı vekili ile davacı …Ltd. Şti. Vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, icra takibine konu bonolardaki imzanın davacı adi ortaklığın yetkili temsilcisine ait olmadığı, senetleri imzalayan Ortak Girişimin (Joint Venture) ortağı …ltd. Şti.nin yetkilisi ve müdürü …’ın kambiyo senedi imzalama yetkisi bulunmadığı iddiasıyla borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Uyuşmazlık ise tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklık niteliğindeki davacı Ortak Girişimin yargılama sırasında ortaklarından birinin davaya icazet vermemesi veya feragati halinde davacı Ortak Girişimin taraf ehliyetinin devam edip etmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklıkta tasarrufi nitelikteki tüm işlemlerin, bütün ortakların katılımıyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut olayda davacı adi ortaklıkça açılan menfi tespit davası da tasarrufi işlemlerden olup ortaklar arasında mecburi dava arkadaşlığı olduğundan birlikte hareket etmeleri, başka bir anlatımla birlikte dava açmaları gerekmektedir. Yine, davadan vazgeçme, feragat ve buna benzer işlemler açıkça tasarrufi nitelikte bulunduklarından geçerli olmaları, ortakların ittifakına bağlıdır. Başka bir deyişle ortaklar davaya bir kere ittifakla başladıktan sonra aralarında uyuşmazlık çıkması davayı etkilemez. (Bkz. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001-6. B. 3. Cilt syf.3284 vd.)
Diğer taraftan, davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun adi ortaklığı düzenleyen 525. maddesinde: “Akit ile veya karar ile münhasıran şerike veya müteaddit şeriklere yahut üçüncü bir şahsa kat’i surette tevdi edilmiş olmadıkça şirket muamelelerinin idaresi bütün şeriklere aittir.” hükmü, aynı Yasa’nın 533. maddesinin son cümlesinde ise; “ortaklığı idare yetkisi tanınan şerik şirketi ve bütün şerikleri üçüncü şahıslara karşı temsil etmek hakkına haiz sayılır” hükmü yer almaktadır. Ortaklık sözleşmesi ile yasada belirtilen idare yetkisi tanınan şerik ortak da olabilir. Üçüncü bir kişi de olabilir. Dolayısı ile bu kişinin B.K.’nun 34. ve 38. maddeleri ile daha geniş anlamını bulan 533. maddesinin son fıkrasında açıklanan ortaklığı temsil yetkisi olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda ortaklığı idare yetkisi bulunan temsilcinin yapacağı işlem ortakları üçüncü şahıslara karşı eşit olarak sorumlu kılar. Somut olayımıza gelince; davacı Ortak Girişimin vekilinin dava dilekçesi ekinde ibraz ettiği ve bir örneği dosyaya sunulan 13.07.2011 tarihli ve 7857 sy. Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan 08.07.2011 tarihli Ortak Girişim Ortaklar Kurulu 5 no’lu kararına göre … 5 yıl süre ile ortak girişimin şirket müdürü olarak tayin edilmiş olup bu bağlamda adı geçenin mahkeme ve icra dairelerinde olacak işleri ve işlemleri ifaya gerektiğinde umumi yetkileri ve HUMK’ndaki özel yetkileri de vererek avukatlar tutmaya münferit imzasıyla yetkili kılındığı belirtilmiş ve bu karar her iki ortak şirketin yetkili temsilcileri … ve … tarafından imzalanmıştır. Davacı vekilinin 17.11.2011 tarihli vekaletnamesi de adı geçen şirket müdürü tarafından verilmiştir. Ortak girişim adına anılan Ortaklar Kurulu kararı ile atanan adı geçen şirket müdürünün dava tarihi itibariyle yetkilerinin aynı şekilde geri alındığına dair bir ortaklar kurulu kararı ibraz edilmediği gibi bu yönde bir iddiaya da dosya kapsamında yer verilmemiştir. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda dava tarihi itibariyle davacı Ortak Girişimin dava açma ehliyetinin bulunduğu ve yargılama sırasında da ortaklarından sadece birisi olan …Ltd. Şirket yetkilisi …’ın vermiş olduğu 02.03.2012 tarihli dilekçesi ile tek başına davaya icazet vermemesinin davacı ortak Girişimi bağlamayacağı gözetildiğinde Mahkemece yanılgılı değerlendirme yapılarak yazılı şekilde davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ :Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacılar yararına 990,00 TL. Duruşma vekalet ücretinin, davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, davacıların yatırdığı peşin harçların istek halinde iadesine, 30.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.