YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5507
KARAR NO : 2019/15787
KARAR TARİHİ : 12.09.2019
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerice istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacının satış müdürü olarak çalışmakta iken iş aktinin davalı tarafından haksız feshedildiğini ileri sürerek ikramiye, ihbar tazminatı, prim, ücret, fazla mesai ücreti ve hafta tatili ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, davacının pazarlama elemanı olarak asgari ücretle çalıştığı, davacının şirkete ait çekleri ve paraları kendi borçları için kullandığı, bunun ortaya çıkmasından korktuğu için işe gelmediği, devamsızlığı üzerine yapılan araştırmada durumun ortaya çıktığı, davacının bu eylemleri nedeni ile davalının icra takibine maruz kaldığı gibi davalının davacı hakkında zimmetine geçirdiği paralar için icra takibi yaptığı ve ayrıca davacı hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, soruşturmanın devam ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkeme’nin ilk kararı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2013/6089 Esas sayılı ilamı ile; “…Taraflar arasında iş aktinin haklı nedenle feshedilip edilmediği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Davalı işverence feshe dayanak gösterilen çeklerle ilgili ceza yargılamasının devam ettiği anlaşılmakla, söz konusu davanın sonucunun beklenmesi ve Ankara 9. İcra Müdürlüğü’nün 2008/5441 Esas sayılı dosyası ile Ankara 19. İcra Müdürlüğü’nün 2008/7482 Esas sayılı bir kısım çeklerle ilgili olduğu belirtilen takip dosyalarının getirtilip incelenmesi, feshin haklı olup olmadığının ortaya konması için zorunlu bulunduğundan, hükmün sair hususlar incelenmeksizin bozulmasına…” kararı verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulduğu, Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/323 Esas, 2014/320 Karar sayılı 07/11/2018 tarihli kesinleşen kararına göre davacının işyerinde çalışırken kendisine teslim edilen parayı ve işyerine teslim edilmesi gereken iki adet çeki uhdesinde tuttuğu, ayrıca çekleri kendi kişisel alacaklılarına verdiği ve bu eylemi ile hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan mahkum edildiği, davacının davalı işyerinde çalışırken hizmet nedeniyle güveni kötüye kullandığı ve mahkum olduğu kanıtlanmış olup, sözleşmenin tazminatı gerektirmeyecek şekilde sona erdirildiği anlaşıldığı, Mahkeme tarafından davacının işçilik alacakları isteminin de incelendiği, bozma kararında daha önce verilen karar sadece ihbar tazminatı istemi yönünden incelendiğinden; bozma öncesi karara dayanak yapılan kanıtlar ve bilirkişi raporu yeniden değerlendirildiği, bozma öncesi davacının alacak, fazla mesai ve hafta tatili alacağına hak kazandığı, açıklanan gerekçelerle kabul edildiği, ancak karara dayanak yapılan 03/06/2009 havale tarihli bilirkişi raporunda, davacının ücretinin asgari ücret ve tanık anlatımları ile kanıtlanan ücret üzerinden ayrı ayrı hesaplandığı görüldüğü, davacının aylık 2000 TL ücret aldığını ileri sürdüğü, dinlenen davacı tanıkları davacının 2000 TL ücret aldığı şeklinde beyanda bulunduğu, ancak davacının imzalı ücret bordrolarında asgari ücret aldığı ve itirazi kaydının bulunmadığı görüldüğü, bu durumda ücretin yazılı belge karşısında tanık anlatımlarına göre 2000 TL olduğunun kabulü olanaklı olmadığı, açıklanan nedenle bilirkişi raporunda alternatifli olarak düzenlenen ve asgari ücret üzerinden hesaplanan ücret alacağı brüt 567,84 TL, fazla mesai alacağı brüt 1483,52 TL ve hafta tatili alacağı brüt 298,12 TL’nin hüküm altına alınması gerektiği, kanıtlanamayan ikramiye ve prim ücreti isteminin de reddi gerektiği gerekçesi ile ihbar tazminatı talebinin reddine, ücret alacağı talebinin kabulüne, fazla mesai ve hafta tatili ücretleri taleplerinin takdiri indirim yapılarak kabulüne karar verilmiş, ikramiye ve prim alacağı talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir.
D)Temyiz:
Kararı taraf vekilleri süresinde temyiz etmiştir.
E)Gerekçe:
A-)Davalının temyiz talebi bakımından;
7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun geçiş hükümlerini düzenleyen geçici 1. maddesinin dördüncü bendine göre İlk Derece Mahkemeleri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği 25.10.2017 tarihinden önce verilen kararlar, karar tarihindeki kanun yoluna ilişkin hükümlere tabidir. 25.10.2017 tarihinden sonra verilen kararlar ise 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümlerine tabidir.
İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi itibari ile yürürlükte olan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7/3. maddesi uyarınca; 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kanun yollarına ilişkin hükümleri, İş Mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 366/1. maddesi gereğince temyiz kanun yoluna başvuruda kıyasen uygulanacak hükümler olan HMK’nın 343 ila 349. maddelerine göre temyiz kanun yoluna kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde başvurulur. Bu süre içinde temyiz dilekçesinin hakime havale edildikten sonra temyiz defterine kaydının yaptırılması ve harcının yatırılması gerekir.
Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz kesinlik sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır. Faiz, icra (inkar) tazminatı, vekalet ücreti ve yargılama giderleri hesaba katılmaz.
Birleştirilen davalarda, temyiz sınırı her dava için ayrı ayrı belirlenir.
İhtiyari dava arkadaşlığında, temyiz sınırı her dava arkadaşının davası için ayrı ayrı belirlenir.
Karşılık davada, temyiz sınırı asıl dava ve karşılık dava için ayrı ayrı belirlenir.
Tespit davalarında, temyiz sınırı tespit davasının öncüsü olduğu eda davasının miktar ve değerine göre belirlenir.
Temyiz sınırından fazla bir alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde, hükümde asıl istemin kabul edilmeyen bölümü temyiz sınırını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Kısaca temyize konu edilen miktara bakılarak kesinlik belirlenir.
Alacağın bir kısmının dava edilmesi halinde, kısmi davada kesinlik sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, “5521 sayılı Yasada açık düzenleme olmamakla birlikte, bu Yasanın 15. maddesindeki düzenleme gereği HUMK.un 427. maddesindeki kesinlik sınırının İş Mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanması gerektiği, grup halinde açılan davaların salt İş Mahkemelerine özgü bir dava türü olmadığı, bu nedenle seri olarak açılan davalarda her dosya için kesinlik sınırına bakılması gerektiği” açıkça belirtilmiştir.
Dosya içeriğine göre davalının temyizine konu davacı lehine neticeten kabul edilen toplam miktar 2350,64 TL işçilik alacağı olup karar tarihi itibariyle 3200 TL kesinlik sınırı kapsamında kaldığından davacının temyiz isteminin HUMK’un 427/2, 432/4 maddeleri uyarınca REDDİNE, nispi temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine,
B-)Davacının temyiz talebi bakımından;
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nda 32’nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunu’nun 323’üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasa’nın 8’inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Yasa’nın 37’nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanun’un 8’inci ve 37’nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de gözardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta, davacının işi dava dilekçesinde “satış müdürü” olarak ve net ücreti ise 2000 TL olarak ileri sürülmüştür. Davalı vekili cevap dilekçesinde davalının yeni kurulmuş çok küçük iş yapan bir firma olduğunu, davacının tek pazarlama elemanı olduğunu bulunduğundan davalıda pazarlama müdürü olamayacağını, asgari ücretle çalıştığını savunmuştur.
Davacı tanıklarından Z. ve L. davalı nezdinde davacı ile birlikte çalıştıklarını, davacının satış müdürü olduğunu ve kendilerinin satış temsilcisi olduklarını beyan etmişlerdir. UYAP kayıtlarından L.nin davalı ile davası olduğu anlaşılmaktadır. Davalı tanığı A. davalıda çalışmamaktadır ve işi gereği davacıyı tanıdığını, davacının davalı yanında işe girmesini sağladıklarını, davacının asgari ücret aldığını beyan etmiştir. Davalı tanığı S. ise halen davalıda çalışmaktadır, ancak davacı ile birlikte çalışmadığını ifade etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi dosyasında dinlenen bir tanık olan D., davacının satış müdürü olduğunu beyan etmiştir. Dosyada bir kısım ücret araştırması da yapılmıştır.
Mahkeme’nin “Dinlenen davacı tanıkları davacının 2000 TL ücret aldığı şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Ancak davacının imzalı ücret bordrolarında asgari ücret aldığı ve itirazi kaydının bulunmadığı görülmüştür. Bu durumda ücretin yazılı belge karşısında tanık anlatımlarına göre 2000 TL olduğunun kabulü olanaklı değildir.” yönündeki gerekçesi hatalıdır. Çünkü yerleşik içtihatlarımızda, imzalı bordrolarda yazılı aylık ücret miktarının daha yüksek olduğunun tanık beyanı dahil sair delillerle ve bu arada emsal ücret araştırması ile ispatlanabileceği kabul edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı ve yukardaki açıklamalar, emsal ücret araştırmaları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde davacının net 2000 TL aylık ücretle çalıştığı kabul edilmelidir. Mahkemece bilirkişi raporu da denetlenerek sonuca gidilmelidir.
3-Bozma öncesinde verilen Mahkeme kararında ikramiye ve prim alacağı talepleri reddedilmiştir. Bu talepler hakkında bozma sonrasındaki eldeki kararda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir.
Bozma kararı üzerine önceki hüküm tamamen ortadan kalkar. Bu nedenle bozma kararından sonrada Mahkemece HMK.nun 297. maddesinde belirtilen unsurları taşıyacak şekilde yeni bir karar verilmek zorundadır.
Bu kapsamda, Mahkeme tarafından, bozma konusu yapılsın yapılmasın talep edilen tüm alacak kalemleri hakkında bozma sonrasında yeniden hüküm kurulmalıdır.
Bu nedenle ikramiye ve prim alacağı talepleri hakında bozma sonrası kurulan hükümde olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi hatalıdır.
Bozma öncesi kararda bu taleplerin reddedilmiş olması, bu kararın sadece davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 2013/6089 Esas sayılı bozma ilamında sadece davalı lehine bozma nedenleri bulunması, bu bozma ilamına Mahkeme tarafından uyularak ikramiye ve prim alacağı taleplerinin reddinin davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu gözetilerek bu talepler hakkında da karar verilmelidir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 12/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.