Yargıtay Kararı 15. Hukuk Dairesi 2019/2099 E. 2019/3562 K. 19.09.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/2099
KARAR NO : 2019/3562
KARAR TARİHİ : 19.09.2019

Mahkemesi : Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi

İlk Derece Mahkemesi :. Asliye Hukuk Hakimliği

Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’nce verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosya daki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan sözleşmenin feshi ve teminatın irad kaydedilmesinin haksız olduğunun tespiti ve muarazanın giderilmesi talebinden ibarettir. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir.
Davacı yüklenici vekili, taraflar arasında 10.02.2011 günlü TSK Akıllı Kart Sistemi Projesi Sözleşmesi imzalandığını, müvekkilinin sözleşme uyarınca davalıya 1.021.021,03 TL tutarında kesin teminat mektubu sunduğunu, davalının, müvekkili şirketin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği iddiasıyla sözleşmenin feshi ve kesin teminat mektubunun tamamının nakde çevrilmesi işlemlerini başlattığını, ancak müvekkilinin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini belirterek; müvekkili şirket ile davalı idare arasındaki muarazanın giderilerek sözleşmenin feshinin ve teminatın irad kaydedilmesi işleminin haksız ve geçersiz olduğuna karar verilmesini, sözleşmenin feshi ve teminatın irad kaydedilmesi işlemlerinin hukuka aykırı olması ve yaratacağı geriye döndürülemez ve telafi edilemez zararlar dikkate alınarak, sözleşmenin feshi işleminin ve teminatın irad kaydedilmesi işleminin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı iş sahibi vekili; davaya konu talep gözönünde bulundurulduğunda, dava konusunun el atmanın önlenmesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, öncelikle basiretli tacir sıfatı ile imzaladığı sözleşme hükümlerini bilmek durumunda olan davacının sözleşmenin feshinin durdurulmasını sağlamak amacıyla yargıya başvurmasının ve müvekkilinin 10.02.2016 tarihli fesih yazısından 5 gün sonra feshin durdurulması talepli olarak açılan iş bu davadaki talebin geçerli bir hukuki zemine dayandırılmasının ve davanın bu minvalde el atmanın önlenmesi davası olarak devam etmesinin hukuken mümkün olmadığını, ayrıca sözleşme haklı olarak feshedildiğinden, sadece müvekkili Müsteşarlığın alacak hakkı olup, açılan iş bu davada davacı şirket açısından dava koşulu olan hukuki yararının bulunmadığını, davanın esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın davacının dava açmada hukuki yararın bulunmadığı dikkate alınarak usulden reddini, esas yönünden ise; müvekkili Müsteşarlığın tüm iyiniyetli yaklaşımlarına karşın davacı şirketin kendi rızası ile yaptığı SD-3 (Sözleşme Değişikliği-3) ile tekrar belirlenen PUT’a (Proje Uygulama Tarihi) uygun hareket etmeyerek, test ve değerlendirme ana planı dokümanı, sistem testi tanımlama dokümanlarını hiç teslim etmediğini, SSS (Sistem/Alt Sistem Özellikleri Dokümanı), IRS (Arayüz Gereksinimleri Spesifikasyonu) ve SRS (Yazılım Gereksinimleri Spesifikasyonu) vs. dokümanlarının teslimini ise geciktirdiğini, her iki durumun da sözleşmenin 40.2 maddesi uyarınca müvekkili tarafından sözleşmenin feshedilmesi için haklı sebep oluşturduğunu, yine davacının DFAT ve YFAT test prosedürlerini sözleşmede belirtilen süre ve şekilde göndermediğini, 12.11.2015 tarihinde teslim edilmesi gereken …’in de davacı şirket tarafından teslim edilmediğini, bu nedenlerle davaya konu sözleşmenin 10.02.2016 tarihinde feshedildiğini, dava dilekçesindeki iddiaların ise yerinde olmadığını belirterek davanın usulden ve esastan reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ,verilen kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi’nin 29.03.2019 tarih, 2019/352 Esas, 2019/331 karar sayılı kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş, verilen karar davacı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b bendinde “b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu halde, esasa ilişkin olarak istinaf başvurusu hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilebilmesi için ya yargılamada bir eksiklik bulunmaması ya da bulunan eksikliğin duruşma yapılmaksızın tamamlanmasının mümkün olması gerekir. Kanun, üç halde duruşma yapılmadan esas hakkında karar verilebilmesini mümkün kabul etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenen ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verebilecektir (HMK m. 353/1-b/1). Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşma yapılmaksızın istinaf başvurusunun reddine karar verilebilmesi için dosyanın tekemmül etmiş bulunması, başka bir anlatımla, ilk derece mahkemesi tarafından toplanan delillere göre, istinaf başvurusunda bulunan taraf ya da tarafların itirazının incelenip denetlenerek bir kanaate varılmasının mümkün bulunması zorunludur. Bir başka deyişle, ilk
./..
s.3

15.H.D.
2019/2099
2019/3562

derece mahkemesi kararında hiç bir eksiklik veya yanlışlık olmadığı duruşma açılmaksızın anlaşılabilecek kadar açık ve netse, bu kapsamda bir değerlendirme yapılabilecektir. Ayrıca, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verilebilecektir. Diğer taraftan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/3 bendi kapsamında delil olarak bir eksiklik tespit edilmesi ve bu eksikliğin duruşma yapılmadan tamamlanmasının mümkün olması halinde, bu eksikliğin giderilmesinden sonra ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde de, istinaf başvurusunun b/1 bendi kapsamında reddine karar verilebilecektir. Bu üç halde Bölge Adliye Mahkemelerine duruşma yapmaksızın davanın esası hakkında karar verebilme hak ve yetkisi verilmiş bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi kapsamında duruşma yapılmaksızın karar verilmesi mümkün görülen haller dışında istinaf incelemesi duruşma açmak suretiyle yapılacaktır (HMK m. 356). Buna göre, ön inceleme (HMK m. 352) veya ilk incelemede dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olan haller (HMK m. 353) dışında Bölge Adliye Mahkemesi’nce duruşma yapılması gerekmektedir. Bir başka deyişle, istinaf yargılamasında kural, duruşma yapılmasıdır. Duruşma yapılmadan karar verilebilecek haller ise, Kanun tarafından açıkça yetki verilen haller ile sınırlıdır (HMK 352 ve 353. maddeleri).
Bu açıklamalar ve yasa hükümleri ışığında somut olay incelendiğinde; taraflar arasında akıllı kart sistemi konulu sözleşme imzalanmış olup davacı dava dilekçesinde sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin ve teminatların irad kaydedilmesinin haksız olduğundan bahisle muarazanın bu şekilde giderilmesi ve teminat mektuplarının nakte çevrilmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiş, davalı sözleşmenin feshedildiği ve teminat mektuplarının irad kaydedildiğini, dava açmakta hukuki yarar bulunmadığını savunmuş, davacı cevaba cevap dilekçesinde menfi ve müspet zararların tazminini talep etmiş ve ilk derece mahkemesince ön inceleme duruşmasında talep murazaanın meni olarak gösterilmiş ve hukuki yarar olduğu belirtilerek davanın esası incelenmiş ve haklı fesih nedeni ile davanın reddine karar verilmiş, verilen kararın istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi’nce “…Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli gerekçeyle karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle HMK’nın 141. maddesine göre muarazanın giderilmesi talebinin verilen cevaba cevap dilekçesinde, müspet ve menfi zararların giderilmesi olarak değiştirilmiş olmasına, alınan raporlara göre davalının fesihte haklı olduğunun anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.” gerekçesi ile başvuru esastan reddedilmiştir.
HGK’nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “ ..Yasa’nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çekişmesiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere
dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir…” Kararın gerekçesi ile hüküm sonucu çelişkili ise tarafları, adalete uygun karar verildiği ve yargılamanın adil yapıldığına ikna edebilecek, mantıksal tutarlılık taşıyan kanuna uygun verilip, yazılmış yasa yolu denetimine elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez.
Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması; Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve yasa hükümlerine aykırılık teşkil eder (Örnek Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 11.01.2017 Tarih 2016/4164 Esas 2017/118 Karar). Belirtilen nedenlerle gerekçesi ile sonucu arasında çelişki yaratılmaksızın hüküm kurulmalıdır.
Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirildiği halde HMK 353/1-b/2 bendine göre hüküm verildiği gerekçede belirtilerek HMK 353/1-b/1 bendine göre hüküm verilmesi gerekçe ile hükmün çelişkisini ortaya çıkarmıştır. Gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılarak HMK 353/1-b/1 maddesine göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş; gerekçe ile hüküm çelişkisi yaratılmadan Yargıtay denetimine elverişli hüküm kurmaktan ibarettir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 218,50 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’ne, karardan bir örneğinin ise ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
19.09.2019 gününde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.