YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/13342
KARAR NO : 2013/22830
KARAR TARİHİ : 05.12.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, davalıya ait narenciye bahçesinde, bakım, sulama ve bekçilik işinde 22.10.1998 ila dava tarihleri arasında geçen ve SGK’na bildirilmeyen çalışmalarının tesbitini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. Maddelerinde yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların çalıştıklarını, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür. Aynı yasa hükmü, bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Kimi ayrık durumlar dışında, resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olur. Ne var ki bu tür kanıtlar salt bu nedene dayanarak istemin reddine neden olmaz; aksi durumun ispatı olanaklıdır. Somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordro tanıkları ve komşu işyerinin kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olayda; davacının talebi dikkate alındığında, çalışmanın sona erdiği tarih olan (dava tarihi) 09.01.2008 tarihi itibariyle yukarıda açıklanan 5 yıllık yasal hak düşürücü sürenin geçmediği; çalışmanın, tespiti istenen dönemde dava dışı başka bir işyerindeki çalışmayla kesintiye de uğramadığı açıktır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davalı işverene ait işyerinden davacının SGK’na bildirilen çalışmasının olmadığı, zaten işyerinin SGK’da tescil kaydının da bulunmadığı, çalışmanın geçtiği ileri sürülen yerin bir narenciye bahçesi olduğu ve bahçede bir evin bulunduğu, 14.07.2010 tarihli İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün tutanağı ile anılan narenciye bahçesine komşu evlerde oturdukları tespit edilen … ve …’un tanık olarak verdikleri beyanlarda davacının, davalıya ait bahçedeki evde 15-20 yıl oturarak bahçenin sulama, çapalama, gübreleme gibi bakım işlerini yaptığını belirttikleri, davalı işverenin dava dışı eşi … ’ın davacıya … aracılığıyla 2004 ve 2005 yıllarında paralar gönderdiği, davacıya ait çiftçilik belgelerinde davalı işverenin davacıyı 19.02.1997 tarihli vekaletname ile bahçeleri için vekil tayin ettiği, davalı tanıklarınca davacının zaman zaman inşaat ustalığı yaptığı beyan edilmesine rağmen davacının vergi kaydı veya Bağ-kur’da tescil kaydının da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş, Emniyet tutanağı ile belirlenen, komşu konutlarda oturan tanıklar davacının çalışmasını doğruladığına ve davacının bu işyerinde çalıştığına dair yukarıda belirtilen başka deliller de bulunduğuna göre, yapılan işin mevsimlik olup olmadığı araştırılarak; gerek görüldüğü takdirde ziraat mühendisi bilirkişi ile birlikte keşif yapılarak bölge ve mevsim koşulları da gözetilerek bu nitelikteki bir bahçenin bakımı, gübrelenmesi, ilaçlanması, budanması ve sulanmasının işçi ve bekçi gerektirip gerektirmediği, işin mevsimlik mi, daimi mi olduğu hususunda bilirkişi raporu almak ve davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp araştırma genişletilerek tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 05/12/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.