YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/22130
KARAR NO : 2013/5913
KARAR TARİHİ : 26.03.2013
……
18.01.1964 doğumlu olan davacı, 506 Sayılı Yasanın 108. maddesi kapsamında sigortalılık başlangıç tarihinin 02.05.1978 tarihi olduğunun tespiti ile sigortalılık ve emeklilik hakkının verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama süreci sonunda, yazılı biçimde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Hükmüne uyulan Dairemizin 14.06.2011 gün 2010/10264 esas, 2011/8770 karar sayılı ilamında; 02.05.1978 tarihli giriş bildirgesinin aynı yılda ve süresinde intikal ettiğine, kimlik bilgilerinin davacıya ait olup daha sonraki çalışmaların aynı sicil üzerinden devam ettiğine, dinlenen iki tanığın giriş bildirgesindeki işvereni ve kapsam bilgilerindeki adresi ve işyerini bilmediklerini beyan ettiklerine, imza inceleme raporunda giriş bildirgesindeki imzanın davacının eli ürünü olmadığının belirtildiğine, mahkemece, aynı yöndeki rapor içeriği dikkate alınarak eylemli çalışmanın kanıtlanmadığı ve imzanın davacıya ait olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine hükmedildiğine, ancak yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm vermeye elverişli nitelikte olmadığına, Kurum cevap dilekçesinde; giriş bildirgesinde yer alan …… sicil numaralı iş yerinin “…..” adresinde mukim “….” işyeri olup 01.04.1978 tarihinde kapsama alındığının ve 31.12.1978 tarihinde kapsamdan çıkarıldığının bildirildiğine, oysa, davaya konu giriş bildirgesinin düzenlendiği işyerinin….. sicil numaralı olmakla beraber adresinin “….” olarak işverenin ise “…..” olarak gösterildiğinin anlaşıldığına, mahkemece, öncelikle iş yerinin adres ve unvan olarak varlığı ve faal olup olmadığının giriş bildirgesindeki bilgilere göre araştırılıp açıklığa kavuşturulması gerektiğine, taraflarca bildirilecek gerekirse resen belirlenecek bordro tanıklarının gerek yukarıdaki hususlarda gerekse çalışmanın varlığına ve başlangıcına ilişkin hususlarda beyanlarına başvurulması gereğinin bulunduğuna, aksini düşündürecek delil ve belge bulunmadığı takdirde imzanın zaman içinde değişikliğe uğrayabileceğinin ve bu hususun tek başına davacı aleyhine sonuç yaratmayacağının kabulü gerektiğine, giriş bildirgesine konu iş yeri adresine göre iş yerinin vergi mükellefiyet durumu ile davalı işyerinin davaya konu dönemde, çalışma izni veya
./..
-2-
iskan ve kullanma ruhsatı ile elektrik-su-telefon aboneliğinin bulunup bulunmadığının ilgili belediye ve ….. sorulup belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gereğine işaret edilmiştir.
Bozmaya uyularak yürütülen yargılama sürecinde, Kurum tarafından bordro bulunmadığının bildirildiği, Belediye cevabi yazısında ise bildirilen adrese göre tapu tespitinin yapılamadığının ayrıca tapu bilgilerinin verilmesi gerektiğinin ifade edildiği, Telekom tarafından düzenlenen yazıda da bölgedeki adres bilgilerinin sonradan değişmesi nedeniyle bu yönde herhangi bir bilgiye ulaşılamadığının belirtildiği, vergi dairesi tarafından ise mükellefiyet kaydının olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır. Dinlenen tek davacı tanığı ise davacının kardeşinin yanında çalıştığını, davacının ise …..’da bir apartmanda, apartman görevlisi olarak çalıştığını ve kendisini birkaç kez işyerine bıraktığını ifade etmiştir. Bozma sonrası yapılan yargılama sonunda dahi işyerinin varlığının açık ve net bir biçimde belirlenemediği sonucuna varılmaktadır.
Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. 506 Sayılı Yasanın 2. maddesi; bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu kanuna göre sigortalı sayılacağını, 4. maddesi ise; bu kanunun uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişilerin işveren olduğunu düzenlemiştir. Diğer taraftan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 169. maddesi “Mahkeme, kendiliğinden veya talep üzerine taraflardan her birinin isticvabını karar verebilir. İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur.” hükmünü içermektedir. Mahkemece; öncelikle, davacı isticvap edilip işyerinin adres bilgileri açık ve net bir şekilde tespit edilmeli, anılan bilgiler ışığında, davaya konu dönemde iş yerinin mevcudiyeti ve faal olup olmadığı titizlikle araştırılıp belirlenmeli, bu bağlamda, komşu işyeri işverenleri ile varsa bordroda kayıtlı tanıklar belirlenip, gerek işyerinin varlığı ve akıbetine, gerekse çalışma iddiasının varlığı ve gerçekliğine yönelik beyanları saptanıp sonucuna göre bir karar verilmelidir.
O hâlde; davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 26.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
…..