Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2011/9103 E. 2013/12141 K. 31.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9103
KARAR NO : 2013/12141
KARAR TARİHİ : 31.05.2013

…….
Dava, tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, muvazalı olduğu iddiasıyla 5 adet taşınmazın taşınmazın satışının iptali ile davalılardan ….. adına tescilini talep etmiş, Mahkemece, davalının ve murisinin adına kayıtlı başka taşınmazlar bulunduğu, dava dışı limited şirketten haczedilen malın satılmadığı, borcun şirkete ait malların satışından ve borçlunun diğer mallarından karşılanabileceği, ayrıca İİK 227 maddesi uyarınca tescile karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Öncelikle, 17. Hukuk Dairesinin 31.1.2008 tarih 2007/4063 Esas, 2008/446 Karar sayılı sayılı ilamıyla,…. Hukuk Mahkemesinde görülen davanın iş mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle bozma kararı verildiği ve anılan bozma ilamının kesinleşmesi neticesinde davanın iş mahkemesinde görüldüğü anlaşılmaktadır. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25/III ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 23/2. maddelerinde; “…kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar.” hükmü yer almakta olup, Hukuk Genel Kurulu’nun 22.11.2006 gün ve 2006/13-742 E-743 K., 28.03.2007 gün ve 2007/13-191 E.-167 K. sayılı Kararlarında da belirtildiği üzere; temyiz incelemesi sonucu kesinleşen göreve ilişkin kararlar davaya ondan sonra bakacak mahkemeleri olduğu gibi Yargıtay Dairelerini de bağlayacağından, görev konusu incelenmeksizin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi gerekmiştir.
Dava, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun´un 24 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş bulunan “tasarrufun iptali” istemine ilişkindir.
Bu tür davalardan maksat, borçlunun, mevcudunu azaltmaya yönelik tasarruflarının butlanına hükmettirmektir. Dava sabit olduğu takdirde, alacaklı, davaya konu mal üzerinde cebri satış yoluyla hakkını almak yetkisini elde eder. Davanın
./..

-2-
konusu, taşınmaz olduğu takdirde, tapu kaydının iptaline gerek kalmadan, o taşınmazın haciz ve satışı istenebilir. Dolayısıyla, tasarrufun iptali davaları “ayn”a ilişkin olmayıp, şahsi niteliktedir. Bu nedenle, yasal gerekçesi yanılgılı olarak İcra ve İflas Kanununun 227. maddesi olarak belirtilmişse de, tescile karar verilemeyeceğin ilişkin Mahkeme kabulü isabetlidir.
Bununla birlikte, anılan Kanunun 30. maddesinde; “ Borçlunun malı bulunmadığı veya borca yetmediği takdirde amme alacağının bir kısmının veya tamamının tahsiline imkan bırakmamak maksadiyle borçlu tarafından yapılan bir taraflı muamelelerle borçlunun maksadını bilen veya bilmesi lazımgelen kimselerle yapılan bütün muameleler tarihleri ne olursa olsun hükümsüzdür.” hükmü yer almaktadır. Ayrıca, 6183 sayılı Kanunun 28. maddesinde; “Üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan hısımlarıyle, eşler ve ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) sıhri hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarruflar”ın bağışlama hükmünde olduğu hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davalılardan….. dava dışı limited şirketin ortağı olduğu, şirkete ait menkul malların haczedildiği, malların pazarlık usulüyle satışa çıkarıldığı, ancak fiyat teklifi yapılmadığı, davalılardan…..ait gayrimenkullerin tespiti için Tapu Müdürlüğüne müzekkere yazıldığı, bu arada davalılardan …. adet gayrimenkulü kardeşi ….. devrettiği anlaşılmakta olup, Mahkemece, borçlunun başka gayrimenkulleri bulunduğundan bahisle davanın reddine karar verilmişse de, borçlunun malının borcu karşılamaya yetip yetmeyeceği yöntemince araştırılmamıştır.
O halde, Mahkemece yapılması gereken iş, tasarruf tarihi itibarıyla, borç miktarını ve borçlunun malvarlığı tutarını ve muvazalı satış olduğu iddia edilen gayrimenkullerin değerini yöntemince saptamak ve toplanacak delillere göre hasıl olacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Yukarıda belirtilen, hukuki ve fiili durumlar ışığında, Mahkemece eksik inceleme sonucu hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma sebebidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönlerini amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 31.05.2012 gününde oy birliğiyle karar verildi

…..