YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2786
KARAR NO : 2013/10716
KARAR TARİHİ : 23.05.2013
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.12.2012 tarih ve 2009/318-2012/367 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.05.2013 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. … ve Av. … ile davalı vekilleri Av. … ve Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Suriye vatandaşı olup, davalı şirket ile arasındaki ihtilaftan dolayı Suriye Mahkemeleri’nde dava açtığını, nihai olarak Suriye Yargıtay Mahkemesi 3. Odası tarafından 2006 yılı 5460 E., 4270 K. sayılı ilamı ile karar verilip, kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Suriye Yargıtay 3. Odası 5640 Esas, 4270 Karar 11.12.2006 günlü yabancı mahkeme karanının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Suriye ile Türkiye arasında mütekabiliyet anlaşması olmadığı gibi fiili uygulamanın da bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kesinleştiği, Türkiye ile Suriye arasındaki adli yardım anlaşmasının 20.10.2011 tarihinde yürürlüğe girdiği ancak, sözleşmenin 16/3 maddesinde ancak bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra verilecek kararların tanıma ve tenfizine uygulanabileceği hükmü öngörüldüğünden dava tarihinde Türkiye ve Suriye arasında tenfizi mümkün kılan sözleşme bulunmadığı, 5718 sayılı MÖHUK ve Suriye Medeni Hukuk Muhakeme Usulleri Yasası’nın 306 ve 308 maddelerinde tenfiz konusunda benzer düzenleme bulunup Türkiye ile Suriye arasında akdi karşılıklılık olmamakla birlikte kanuni karşılıklılık halinin mevcut olduğu, fiili uygulama bakımından yapılan incelemede, Türk vatandaşı Bilal Bayram’ın Hatay 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/1129 Esas sayılı dosyasında Suriye vatandaşı olan davalı Hazem Naser aleyhine sözleşmeye aykırı davranış nedeni ile 3.000.000 USD’nin cezai şart olarak tahsilini talep ettiği, davalı vekilinin kabul beyanı ile davanın davacı lehine sonuçlandığı, Türk vatandaşı olan Bilal Bayram’ın bu ilamı Suriye’de infaz edebilmek için tenfiz istemi ile Idleb 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı davanın Suriye ile Türkiye arasında hukuki yardımlaşma sözleşmesi olmadığı gerekçesi ile reddedildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, anılan kararın bu hali ile tenfiz istemi için olumsuz
koşul olan olumsuz fiili uygulamaya örnek olduğu, davacı taraf anılan kararın danışıklı bir şekilde alındığını iddia etmiş ise de mahkemenin söz konusu kararların danışıklı olup olmadığını araştırma yükümlülüğü bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, yabancı mahkeme ilamının tenfizi istemine ilişkindir. Dairemizin 30.01.2009 tarih ve 2008/1284 E. ve 2009/980 K. sayılı bozma ilamında belirtildiği üzere, her iki ülke kanunlarında mahkeme ilamlarının tenfizine ilişkin bir engel bulunmamaktadır. Mahkemece bozmadan sonra Suriye Dışişleri Bankalığı’ndan ve Suriye Adalet Bakanlığı’ndan celp edilen yazı cevaplarında kesin bir tenfiz engeli bulunmadığı, T.C.Adalet Bakanlığı’ndan gelen yazı cevabında ise “fiili mütekabiliyet konusunda Bakanlık nezdinde istatistiki bir kayıt bulunmadığı” bildirilmiştir. Öte yandan mahkemenin davayı redde dayanak yaptığı Suriye İdlip İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.07.2011 tarih 1634/2 sayılı kararı ile ilgili olarak da Suriye Adalet Bakanlığı’nın 31.05.2012 tarihli yazısında “ İdlip İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında yer alan hususların Suriye Medeni Muhakemeler Kanunu hükümleri ve bu konu ile ilgili yasal içtihatlar ile çelişkili olduğu” bildirilmiştir.
Bu durumda mahkemece, iki ülke arasında fiili uygulamanın bulunup bulunmadığının bu kez de T.C. Dışişleri Bakanlığı’ndan araştırılarak, sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, davadan sonra verilen İdlip İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tek bir kararı esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 23.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.