YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9317
KARAR NO : 2013/10491
KARAR TARİHİ : 11.07.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 01.06.2011 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 07.11.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, suya vaki müdahalenin önlenmesi istemine ilişkindir.
Davacı …, kendi köy sınırları içerisinde bulunan su kaynağına davalı köyün müdahale ederek kullanmalarına engel olduğunu belirterek davalı köyün suya elatmasının önlenmesini istemiştir.
Davalı … Köyü, suyun kendi hudutları içerisinde kaldığından söz ederek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yer altı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “ yer altı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yer altı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yer altı suyu olarak kabul edilir
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20 nci maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yer Altı Suları Kanunu 1-6. madde).
Kural olarak, genel sulardan kadim ve öncelik haklarının ihlal edilmemesi koşulu ile ihtiyaç oranında yararlanma ana esastır. (TMK.756)
Kadim hak tarafsız mahalli bilirkişiler vasıtasıyla belirlenir. Dava iki köy arasında ise mahalli bilirkişiler komşu köylerden seçilirler. Taraflar aynı köylü ise, aynı köyden ya da aynı köyden mahalli bilirkişi bulunmaz ise, yöreyi ve niza konusu suyun kullanım şeklini iyi bilen komşu köylerden de seçilebilir.
Somut olayda; mahkemece mahalinde keşif yapılmadan, dosya arasında bulunan 04.10.2010 tarihli tespit bilirkişi raporu dikkate alınarak dava konusu su kaynağının davalı … sınırları içinde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Suya elatmanın önlenmesi davalarında su kaynağının hangi köyün idari sınırları içinde bulunduğunun uyuşmazlığın çözümüne etkisi yoktur. Bu tür davalarda önemli olan husus taraf köylerin dava konusu su kaynağının kullanılmasına ilişkin kadim veya öncelik haklarının bulunup bulunmadığıdır.
Bu durumda mahkemece, taraf köylerden olmayan komşu köylerden tarafsız mahalli bilirkişiler seçilip mahallinde suların en az olduğu dönemde fen, ziraat bilirkişi ve jeoloji mühendisinin bulunduğu bilirkişi heyetiyle keşif yapılarak, dava konusu suyun niteliği tespit edilmeli, mahalli bilirkişiler keşifte dinlenilerek, taraf köylerin kadim veya öncelik haklarının olup olmadığı belirlenmeli, dava konusu sudan başka tarafların yararlanabileceği su kaynakları varsa onların da incelemesi yapılarak kadim hak ve suya olan ihtiyaçları belirlenerek gerekirse taraflar arasındaki nizayı kesin olarak çözümler nitelikte su rejimi kurulmasına karar verilmelidir.
Mahkemece eksik inceleme ile dava konusu suyun davalı … sınırları içerisnde kaldığı gerekçesi ile (mülkiyet davası gibi nitelendirilerek) davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.07.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.