Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2013/7676 E. 2013/10487 K. 11.07.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/7676
KARAR NO : 2013/10487
KARAR TARİHİ : 11.07.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 16.06.2011 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08.11.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, maliki olduğu 711 parsel sayılı taşınmazda bulunan su kaynağının, davalıların 445 parsel sayılı taşınmazda açtıkları sondaj kuyusu nedeniyle kuruduğunu belirterek davalıların suya elatmalarının önlenmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “ yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda, dosya içerisinde bulunan 15.10.2012 tarihli jeoloji bilirkişi raporunda, davacının kullandığı su kaynağı ile davalılar tarafından sonradan açılan sondaj kuyusu arasında 57 metre mesafe bulunduğu, davalılar tarafından açılan sondaj kuyusunun, davacıların suyunun aynı beslenme yönünde olması nedeniyle davacının su kaynağının kurumasına sebebiyet vereceği belirtilmiş, ancak her iki kuyunun birbirini etkileyip etkilemediği uygulama yapılmak suretiyle tam olarak tespit edilmemiştir. Bu durumda mahkemece, suların en az olduğu dönemde uzman bilirkişi kurulu (jeolog, ziraat ve fen) marifetiyle yeniden keşif yapılarak, davalılar tarafından açılan sondaj kuyusunun, davacıya ait su kaynağının etkileyip etkilemediği uygulama yapılarak (boya, pompaj testi vs.) kesin alarak belirlenmeli, davalıların kullandığı su kaynağının, davacının kullandığı kaynağı etkilediğinin tespiti halinde davalıların kullandığı su kuyusunun kapatılması halinde suyun eski hale dönüp dönmeyeceği de araştırılmalı, suyun eski hale dönmeyeceğinin anlaşılması durumunda tarafların ihtiyaçları gözetilerek davalıların açtığı sondaj kuyusundan su rejimi kurulmalıdır.
Değinilen yönler gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.07.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.