Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2019/2088 E. 2019/3927 K. 16.09.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/2088
KARAR NO : 2019/3927
KARAR TARİHİ : 16.09.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 07/01/2016 gününde verilen dilekçe ile kurum zararı nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dair verilen 07/06/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, kurum zararı nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davalının … Öğretmenevi Müdürü olarak görev yaptığı dönemde 12/06/2006 tarihinden önce 13 adet iştirakçi ve etkinlik sahibinden aldığı 4.587,00 TL’yi kurum kayıtlarına kaydetmeyerek gelir kaybına neden olduğunu, kendisine yapılan bildirime rağmen ödeme yapmayan davalı hakkında önce … 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/1184 esas sayılı dosyasında açtıkları davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi nedeniyle eldeki davanın açıldığını belirterek, kurum zararının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, zamanaşımı def’inde bulunmuş ve konuya ilişkin hakkında … 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/347 esas sayılı dosyasında açılan ceza davasında iddia edilen parayı zimmetine geçirmediğinin kesin olarak tespit edilmesi nedeniyle beraatine karar verildiğini belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK’nun 72/1. maddesine göre zamanaşımı süresinin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yıl olduğu, davacı İdarenin 11/02/2010 tarihinde zararı ve faili öğrenerek … 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/1184 esas sayılı dosyasında dava açtığını, ilk olarak açılan bu davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinden sonra bu defa 07/01/2016 tarihinde tekrar aynı davanın açıldığını, böylece davacı İdarenin zararı ve faili en geç öğrendiği kabul edilen 11/02/2010 tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Haksız fiil 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 41. maddesinde tanımlanmış, 60. maddesinde de haksız fiil sorumluluğundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açılacak davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. BK’nın 60. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve failin öğrenildiği
tarihten itibaren 1 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, her halde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağanüstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir.
Ayrıca 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddelerinin de aynı yönde düzenleme içerdiği belirtilmelidir.
Aynı fiil bazen hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanunu’nun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira, cezalandırma müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak BK 60/II (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.
Ayrıca burada üzerinde durulması gereken, 818 sayılı BK 60/II ve 6098 sayılı TBK m. 72/I. maddelerinde belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanunu’na göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış olmasıdır. Söz konusu kanun hükümleri, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılması, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır.
Öte yandan Ceza Kanunu’nda öngörülen uzamış zamanaşımı süresi her hâlde olay tarihinden itibaren işlemeye başlar; sürenin işlemeye başlaması için zarar görenin zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu aranmaz.
Somut olaya gelince; hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan davalı hakkında açılan ceza davasında beraatine karar verildiği ve işbu kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nun 155/2. maddesi kapsamındadır ve dava zamanaşımı süresi 5237 sayılı TCK’nun 66/d maddesi gereğince 15 yıldır. Davaya konu eylem 12/06/2006 tarihinde meydana gelmiş, temyize konu eldeki dava ise 07/01/2016 tarihinde açılmıştır. Buna göre, eylem için öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresinin 15 yıl olduğu dikkate alındığında, dava tarihi olan 07/01/2016 tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır.
Şu halde mahkemece, işin esasının incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 16/09/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.